|
FORUM: Sizi kim yönetiyor? | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
BBC Dünya Servisi için, Gallup International'ın yaptığı araştırmaya göre tüm dünya halklarının yüzde 65'i ülkelerinin halkın iradesiyle yönetilmediği görüşünde.
Araştırma, 68 ülkeyi kapsıyor ve bu bağlamda dünya genelinde yapılan en geniş kamuoyu yoklamalarından biri olarak niteleniyor. BBC Dünya Servisi araştırmasına katılan ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. Türkiye'de halkın en çok güvendiği kesim yüzde 41'lik oranla ordu ve polis yetkilileri. Bunu yüzde 24'le dinî liderler izliyor. Kamuoyu araştırmasına göre, Türk halkının kararlarını aile ve eşler etkiliyor. 'Hayatım hakkındaki kararlarımda en çok ailem ve eşimin etkisi oldu' diyenlerin oranı yüzde 77. Halkın yüzde 29'u "Hayatımı değiştirmek için yapabileceğim çok az şey var" görüşünde. Beni şefim, bölge müdürüm, genel müdürüm, bakanım, başbakanım, cumhurbaşkanım hülasa devletim ve Avrupa Birliği yönetiyor diyeceğim ancak, Glasnost, tek kutuplu dünya ve küreselleşmeden beri onları da ABD ve onun kurumları yönetiyor. Beni karım yönetiyor. Siz de kukla olmak istiyorsanız evlenin. Politikacılar hikaye. Kadınlar ne yapar eder yönetimi ele geçirir. Türkiye'yi halk yönetiyor. Halkı ise kendi bilgisi yönetiyor. Bilgiyi ABD, ABD'yi ise İsrail yönetiyor. İsraili ise idealleri yönetiyor. İsrail'in idealleri dünyayı etkiliyor. Ben dünyada politik öneme sahip hiçbir ülkeninde halk iradesinde yönetildiğini düşünmüyorum. Dünyanın önde gelen ülkeleri gibi bizi de ileri gelen ülkelerinin gizli servisleri yönetiyor. Çok ilginç forum konusu. Çünkü yönetmek ve yönetilmek hayatın parçası. Siyasi açıdan bizi yönetiyorlar. Seçimle, oy vererek irade ortraya konulduğuna inanmyorum. Dış etkenler bizi yönetiyor. Kendi kendimizi yöneten olamadık. Geleceğe dair umudum var mı? Bilmiyorum. Ama bu ülkede güzel şeyler yetişen gelecek nesilin elinde. Eğitim sistemi başarıya ulaşmış ve eğitime yeterince kaynak aktarmış ülkeler teknolojik gelişmeleri üretmiş ve tarım ekonomisine dayalı sistemden daha fazla değer üretebilmişlerdir. Bizleri de yönetenler aslında bu ülkeler. Başta Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya. Bizi biz kendimiz yönetiyoruz ama yönetmeyi beceremediğimiz için başkaları hayatımıza burunlarını sokuyor. İpler bizim elimizde ama sınırlarımızın da farkına varmalıyız. Bir kere baştan kadere inanmalıyız. Ne yaparsak yapalım bazı şeyler bizim irademiz dışında. Bunu kabul ettikten sonra rasyonel insan davranışı göstererek ve kendimizle barışık olarak problemlere çözüm bulmaya kafa yormalıyız. "Bizi Amerika yönetiyor, bizi çok uluslu şirketler yönetiyor" demek biraz kolaycılığa kaçar. Sen dünya da olup bitenlerin farkında değilsen, kendi gücünün farkında değilsen, yüce yaratıcının farkında değilsen, O istemedikçe hiçbir şeyin olmayacağının farkında değilsen elbette seni birileri yönetmeye kalkışacaktır. Ben diyorum ki bir tarafta akıl, bir tarafta inandığımız değerler. Bu ikisini kaybetmedikçe bize kimse bir şey yapamaz. Dünyada hiçbir ülkede demokrasi, insan hakları olduğuna inanmıyorum. keşke olsaydı. Herşey zenginden yana. Dünya tarihi boyunca insanlığı yöneten bir elit kesim yani burjuvazi olmuştur. Ben kendimi, onların beni görmek istediği gibi yönetmekte serbestim. Kendimi yönettiğime inanıyorum ama baş ağrısından başka bir şey yaşamıyorum. Bir insanın kendini yönetebilecek kapasitesi olduğuna inanmıyorum. adece "ben ve benim kararlarım" diyen biri varsa büyük ihtimalle kapalı bir yerde yaşıyordur. Türkiye'yi Türkler yönetmiyor. Sürekli hakkı yenen bir toplum. Ordusu, devlet kastı toplumun üstünde tepiniyor. Bir de buna emperyalist müdahaleleri eklerseniz, Türkiye'yi Türkler yönetmiyor. Hayatım hakkında kararlarımda en çok kendi isteklerim ve bulabildiğim dostlarım etkili oldu. Hayatımı değiştirmek için yapabileceğim şeyler hergün artıyor ve bu benim elimde. Türkiye'de orduya veya polis yetkililerine güvenmiyorum. Çok acı çekmiş ama direnen çalışkan ve dürüst insanlara güveniyorum. Türkiye'yi 1950-1960'lı yıllardan beri toplam sayısı 30-35'i geçmeyen holding şeklinde organize olmuş kapitalist gruplar yonetiyor. Bu gruplar yabancı sermaye ile içli dışlı oldukları için Türkiye siyasetine, merkezi kapitalist devletlerin ve bunların çokuluslu şirketlerinin güdümünü de direkt olarak taşıyorlar. Siyasi partilerin ülke yönetimindeki etkisi sadece marjinal kalıyor. Sadece Tanrı'nın iradesinin bizi yönetmesine izin vermeliyiz. İnsanın insan üzerindeki hakimiyeti kendi zararınadır. Her insan bir aile reisi, anne, baba, evlat, eş olmaktan daha ziyade özgür iradesi olan bir bireydir, kendisinden sorumludur. Zaman zaman hayatlarımızı etkileyen faktörler, değer verdiğimiz insanlar yaşamımızı, davranış biçimimizi etkiliyor. Herkes herkesi yönettiğini sanıyor lakin kimse kimseyi yönetmiyor. Herşeyden kendimiz sorumluyuz. Bizi yöneten ihtiraslarımızdır; şehvet, makam, para. Bunlardan en az birisi her insandad mevcuttur. Beni yöneten cinsel ve statüye dair ihtiraslarım. Şu ana kadar istediklerimi elde edemesem de... İnsanları, insanlar yönetiyor. Ama dünyayı yöneten tek bir güç var o da manevi güç, Allah'ın mukaddes gücü. Beni tabii ki ben yönetiyorum. Ünlülerin yanıtları da şaşırtıcıydı İranlı yazar dışında. Yine de insanların birileri tarafından bu kadar çok yönetilmek istemesi 21. yüzyıl için ilginç bir saptama. O zaman yönetirler. Herkeste akıl var ama zekâsı olan kendi kendini yönetiyor. Diğerleri de etraflarındaki dış güçler tarafından yönetiliyor. Bizim oylarımızla seçilen insanlar tarafından alınan kararlara göre yaşarız. Yani bizi yöneten insanları biz oylarımızla seçeriz. Seçtiğimiz insanlara nasıl karar veririz? Bence kilit soru bu. Hem oy verip hem de bunlar benim irademi yansıtmıyor demek çok doğru değil. Herkesi oyuna sahip çıkmaya çağırıyorum. Herkesin görüşü alınabilir, herkes belli ölçüde haklı da olabilir. Fakat şu bir gerçek ki kitleleri kurumlar, kurumları kişiler, kişileri de kendi hür iradeleri yönlendirir. İnsanlığı, parayı elinde tutan güçler yönetiyor. Bu güçler iyi niyetli ise bu yönetim de insanlık hizmetinde oluyor. Ama para kazanmayı sevenler bir süre sonra hırslarına yenik düştüklerinden malesef sonuç insanlık için hiç olumlu olmuyor. Hayatımızı seks ve hırs yönetiyor. Beni karım yönetir. Bizi Amerika yönetiyor demek bir takım komplo teorilerine göre kolay bir iştir ama mesele bu kadar basit olmasa gerek. Bizi derin devlet yönetiyor desek onu kimi yönetiyor sorusu gündeme gelir. Bizi AKP hükümeti yönetiyor. Ama onlar da tek başlarına birer hiçler. Aslında bizi büyük patronların medya şirketleri yönetiyor. Gazetelerde ve televizyonlarda pespembe haberlerle halkın beyni yıkanıyor. Şu sıralar herkes AB meselesini değil Anelka'nın attığı golü konuşuyor. İnsanların çıkarları yönetiyor benim hayatımı. İnsanlar güçlendikçe, üzerimde kurdukları egemenlik de güçleniyor. Beni mafya, İngiltere, Amerika, vergi kaçakçısı işadamları yönetiyor. Her ülkenin derin devleti olduğu gibi, dünyayı da yöneten derin güçler var. Bunlara çukur güçler de (!) denilebilinir. Hesabına gelmediğinde ahtapot gibi herkesi içine alan, kolları her yanı sarmalayan ve dünyanın siyasetine, ekonomisine, kültürel değerlerine müdahale etmeyi kendileri için vazgeçilmez gören güçler. Bu güçlerin başat beslenme kaynakları din, milli değerler ve dinleşmiş ideolojik felsefeler olabiliyor. Bizi yönetmekle kalmayıp zihinlerimizi kendilerince terbiye de (!) eden bu güçler tarihin her deminde oldu ve olacak. Yeni yüzyılın yönetmeni bu gün Amerika'dır. Tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye'yi de Amerika Birleşik Devletleri yönetiyor. Bu ülkenin gizli servisinin elinin altındaki bütçeyle yönetemeyeceği ülke yok. Bir politikacı satın alırsın, bir medya patronu satın alırsın, kimse anlamasın diye kapitalizm ve popüler kültürü de dayatırsın, böylece gelecek tepkileri de azaltırsın. İşte tamam Türkiye satın alınmıştır artık; biz de kendi kendimizi yönetiyoruz diye sevinmeye devam ederiz. Bizi ne ABD ne de siyasi liderler yönetiyor. Bizi asıl yöneten ve yönlendiren uluslararası sistem ve onu yaratan çokuluslu şirketlerin başındakiler. Diğer aktörler ise sadece piyon ve konu mankeni. Para para para. Ülke-milliyet: ABD-İsrail. Din: Hristiyanlık-Musevilik. Siyasi yöneliş: Kapitalizm-faşizm. Sosyolojik: Bireycilik, heteroseksüelizm. Hepsi bütünü temsil ediyor, parçalı tanımlama yönetenin işine geliyor. 1 oy eşittir 1 para sisteminin günümüzde medya sayesinde daha fazla ağırlık kazandığını düşünüyorum. Yani demokrasi varlıklı insanlar arasında ve bilinç seviyesi gelişmiş kişiler için önemli bir araçtır. Ancak toplumun diğer kesimleri için zaman zaman araç olmaktan çok bir aldatmaca olabilmektedir. Yani her konuda olduğu gibi bu konuda da dejenerasyon ve kötüye kullanma söz konusu olabileceğinden, sahip çıkıldığı ölçüde halkın temsili sözkonusu olabilir. ABD'de yeni yaşamaya başladım. TC vatandaşıyım ve Türkiye'den geleli bir ay oldu. Türkiye'deki yönetimin ordu ağırlıklı olduğuna inanıyorum. Bizi fakültede çözmekte zorlandığım n dereceden n bilinmiyenli denklemlerde olduğu gibi bir karmaşık yapı yönetir. Bu yapıda kimse ben yönetiyorum diyemez. Herkesin yönetim merkezindeki yeri farklıdır ve sürekli değildir. Bu sinsilede olanların unutmaması gerken tek şey, ölümün onlara da has bir eşitlik olduğu olmalıdır. Hiç bir yönetimci olmasın ki ölümsüz olsun. Hayata empati ile yaklaşan kazanır. Öldükten sonra bile kazanır. Türkiye'yi görünen liderlerin yönetmediği kesin. Türkiye'yi derin devlet yönetiyor. Bizi ABD yönetiyor. Kukla da AKP. Tüm yaşam alanlarında, güçlünün güçsüzü yönettiği kanaatindeyim. Gücü kısaca para, iletişim kanalları, popülerlik, makam olarak da tanımlayabiliriz. Bence bütün dünyayı yöneten tek bir hakimiyet var o da Yahudiler. Biraz geçmişi araştırır ve günümüzle kıyaslarsanız ne demek istediğimi çok iyi anlarsınız. Biz: Cenin, bebek, çocuk, genç, yetişkin, evli, yaşlı, dul ve ölü olarak tanımlanır. Hayata gelmeden, biz olmadan önce ebveynimizin üreme hücreleri, doğumdan yürüyene kadar annemiz, sonrası duygularımız, kız arkadaşımız, siyasetçiler, din adamları, arkadaşlarımız, Amerika, okuduğumuz kitaplar, İETT şoförü, alışveriş yaparken bizi aldatan pazarcı, beraber çalıştığımız arkadaşımız, cenazemizi yıkayan imam, bedenimizi kemirecek olan börtü böcek, biz öldükten sonra ise hiç kimse. Kısacası çok az bir süre kendimiz, geriye kalan sürenin tamamında herkes ve herşey. Demokrasiye inanmıyorum. Çünkü geçen seçimde bir parti lideri meydanlarda konuşurken pilav dağıtıp konser verdirtiyordu. O parti hiçbir düzgün programı olmamasına rağmen az daha barajı aşıyordu. Demek ki pilavın yanına et de verse barajı aşacaktı. Üstelik en çok oyu Türkiye'nin en entellektüel şehrinde aldı. Niye güvenelim ki liderlere. Bizi zorla yönettiklerini düşünüyorum. Büyük ölçüde çok uluslu şirketler ve onların politikalarını dayatan uluslararası örgütler yönetiyor. Sistem olarak da kapitalizm denebilir. Bizi, biz kendimiz yönetiyoruz. Bizi başkası yönetmiyor, kendi istediğimiz gibi yönetiliyoruz. Neticede yaygın olarak asker ve polis ile din adamlarına güvendiğini söyleyen bir topluma nedenini sorarsak ne yanıt alırız acaba? Bence eğer böyle bir güven varsa bu sağlıklı bir durum değildir. Çünkü sağlıklı bir demokraside, kişilerin sınırlarının tespit edildiği ve bu sınırlara yaygın olarak riayet edilen bir toplumun en çok güvenmesi gereken şey kanunlar, kurallar, onları uygulayan ve denetleyen birimler olmalıdır. Ben de bu toplumun üyesi olduğuma göre yaygın duruşu değiştirmeden aynı yönde oy kullanayım. İşte size demokrasi. Çoğunluğa uydum. Ben kendi kararlarımı kendim verip en doğru olanı yapıp, kendi kendimi yönetiyorum. Çünkü başkaları ne zaman beni yönetmeye kalksa aklım, işlerim karışıyor, aile sorunları başlıyor. Bizi kim yönetiyor sorusuna net bir cevap vermek aslında zor. Çünkü insan hayatını belirleyen birçok etken var. Ben bu açıdan baktığım zaman benim hayatıma yön veren en önemli etkenin öncelikle bana en yakın olan insanlar olduğunu söylemek isterim. Kişilik olarak her türlü yönlendirmeye önce genelde negatif tepki verirken mantıklı bulursam kısa sürede kabul ederim. Gerçekte insanı yönetenin bir ya da birkaç insan veya kurumdan ziyade içinde bulunduğu çevrenin bütünü olduğuna inanıyorum. Kimin bizi yönettiğini bilmiyorum, ama kendi kendimizi yönetmediğimiz kesin. Aslında sorunun içerisinde bile demokrasinin, küresel ekonominin oyuncuları tarafından belirlenmesinden ve sınırlarının çizilmesinden duyulan rahatsızlık var. Demokrasinin piyasa ekonomisinin sağlam temellere oturtulması için ana araç olarak kullanılması açıkçası benim görmek istediğim değil ve demokrasi bu olmamalı. Sorunun yanıtı gayet açık: Küresel ekonomi. Kendi benliğimizin hâlâ farkında olmayışımızdan ve hür iradeye sahip devlet yöneticilerin ülke yönetiminde bulunmamasından dolayı bizi kimin yönettiği aşikâr. Böyle nedenleri barındıran bir ülke çıkar grupları hatta ülkeleri tarafından neden yönetilmesin ki. Sonuçta bu bazen Amerika bazen Avrupa oluyor. İrademizi tekrar kazanırsak bu ülkeyi ancak kendimiz yönetiriz ama şu an durum böyle gözükmüyor. İnsanoğlu tarımı bulduktan sonra yerleşik düzene geçti. Fakat diğer kabilelerin yağmaları ile mücadele etmek zorunda kaldı. Bunun için bu yağmacıların içinden biri ile anlaşarak diğer yağmacılara karşı kendilerini koruması bedeli olarak onları beslemeyi teklif ettiler. Ve böylece ilk devlet doğmuş oldu. İlk devlet yağmacılardan oluşmuştu. Günümüzde de yeryüzündeki tüm devletlerin özünde o yağmacı ve barbar kişilik az yada çok devam etmektedir. Para! Ama doğrudan değil. Kapitalizm, küreselleşme ve onların kullandığı yerel temsilciler eliyle. Bizi para yönetiyor. Parası olmayan hiçbir parti iktidara gelemiyor. Parası olan şirketlerin gazeteleri okunuyor, müzik programlarında para getiren şarkılar çalınıyor, savaşlar büyük şirketlerin talepleri yüzünden çıkıyor, parası olan ülkelerin borusu ötüyor. Hatta sadece parası olanlar çocuk yapabiliyor. Kesinlikle Amerika ve büyük Avrupa ülkeleri diyebilirim. Seçimlere büyük bir finansman sağlayan bu ülkeler galip gelecek kişinin seçilmesinde büyük rol oynuyorlar. Maddi kaynakları iyi olan partiler iletişim araclarını iyi kullanabildiğinden seçimi kazanmaları zor olmuyor. Bunun en güzel örneğini, seçimden hemen sonra durmadan direktif almaya Amerika ve Avrupa'ya giden siyasetçilerimizde görmek mmkün. Her seçim sonrası ilk iş Amerika ziyareti. Bizi yönetmesini istediklerimiz değil, yönetmesini asla istemediklerimiz yönetiyor. Bu durum hem siyasetçiler, hem de asker-sivil bürokratlar için böyle. Araştırmanın temel bulgusu uluslararası sistemin gerçekliğini göstermesi açısından çok anlamlı. Burada çıkan sonuçlara üzülmek ve değişmesini dilemek için de Komünist ya da solcu olmaya da gerek yok üstelik. Sadece biraz daha demokrasiyi umut ederek de yetinebiliriz belki. Böyle bir araştırmanın Türkiye'yi de kapsadığına sevindim. Fakat halkın iradesini tam anlamıyla yansıtmadığını düşünüyorum. En azından böyle bir araştırmanın yapılması bile umut verici. Zengin olup siyaset ile uğraşan insanlar bizleri yönetiyor. Liderlik unsuruna sahip olmayan zengin insanlar, bu vizyona sahip kişileri bulup, destekleyerek, sıkı dostluk kurarak nihaî amaçlarına ulaşabiliyorlar. Yani dolaylı da olsa bizi zengin insanlar, sermaye grupları yönetiyor. Bizi AKP hükümeti, AKP hükümetini de ABD yönetiyor. |
İlgili haberler Dünyayı yöneten kim?16 Eylül, 2005 | Avrupa BBC'nin 'Sizi Kim Yönetiyor?' sezonu15 Eylül, 2005 | Avrupa Ünlüleri kim yönetiyor?Avrupa | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||