|
Peki ama hangi geçmiş kutlanıyor? | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgalinin sona ermesinin altmışıncı yıldönümü nedeniyle Moskova'da yapılan törenler, hem geçmiş hem de şimdiki zaman açısından bakıldığında iki katı daha fazla tartışmaya değer.
Zira, Hitler'e karşı elde edilen zafer, her ülkede farklı algılanıyor. Litvanya ve Estonya cumhurbaşkanları örneğin, savaşın sona ermesinin, kendi topraklarında Sovyet işgalinin başlaması anlamına geldiğini gerekçe göstererek etkinliklere katılmayı reddettiler. Oysa on yıl önce, müttefik kuvvetlerin Avrupa'da elde ettiği zaferin ellinci yıl kutlamalarında her şey ne kadar basit görünmüştü. On yıl önce elbette, Soğuk Savaş daha yeni sona ermişti. Sovyetler Birliği, komünizmin ideolojik fikirlerinin çoğunu beraberinde götürerek yıkılmıştı. Moskova'daki ellinci yıl kutlamalarında, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Rus lider Boris Yeltsin tarafından ağırlanmıştı. Hangi geçmiş? Rusya yeni bir başlangıcın eşiğindeydi. Süper güç olma özelliğinin yıkılması ardından toparlanmaya çalışan Moskova'nın, neredeyse belli belirsiz bir dış politikası vardı. Batılı entelektüellerden bir bölümü, liberal demokrasinin elde ettiği zaferi, "tarihin bitişi" diye yorumluyor. Ama tarih sona ermiş değil, hatta tarih şu anda her zamankinden daha önemli. On yıl sonra bugün yapılan kutlamaların sebebi elbette geçmişte elde edilen başarılar anılıyor. Peki ama, hangi geçmişten bahsediyoruz? Hitler'e karşı elde edilen zafer mi yoksa Sovyetlerin Doğu ve Orta Avrupa'nın büyük bölümünde kırk yıl sürecek egemenliği mi ? Ama bu kutlamalar elbette bugünkü dünyayı ve Rusya'nın bugünkü dünyadaki konumu ilgilendiriyor. Rusya sahne ışıkları altında Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, bir süredir ülkesine kaybettiği prestiji kazandırma çabası içinde. Kendi bahçesi gibi gördüğü ülkelerde, Batı'nın özellikle de ABD'nin faaliyet göstermesinden son derece rahatsız ve şüphe içinde. NATO ve Avrupa Birliği, son on yılda genişleyerek; ama sadece Sovyetler Birliği'nin Varşova Paktı müttefikleri olan Polonya ve Macaristan'ı değil, aynı zamanda geçmişte Sovyet toprağı sayılan üç Baltık Cumhuriyetini de kendilerine dahil ederek Rusya'nın sınırına dayandılar. Putin, bu genişleme dalgasından etkilenen Ukrayna ve Gürcistan'daki liberalleşme gelgitlerine tanık oldu. Bu durumun aksine Rusya'da demokrasi son derece hassas, Putin'in yetki gücü ise her zamankinden daha fazla görünüyor. İşte bu nedenle şimdi sahne ışıkları altında Rusya var. Peki ama hangi Rusya? Bedeli kanla ödenen savaş yılları ve Stalinci diktatörlük rejimi mi? Ya da bir şekilde demokrasi ile otoriter yapı arasında kalmış Putin Rusya'sı mı? |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||