|
Economist: Türk hükümeti ataletten kurtuluyor | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Economist dergisi, 'Türkiye hükümeti, Ekim'de AB ile görüşmelere başlamak istiyorsa yapması gereken çok iş var' diyor.
Economist bu haftaki sayısında Türkiye ile ilgili Ankara mahreçli değerlendirmesini AB diplomatlarına dayandırıyor. Yazı kısaca şöyle: "Avrupa Birliği liderleri 17 Aralık'ta Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı verdiklerinde herşey çok parlak görünüyordu. Fakat üç ay sonra hem ılımlı İslamcı Başbakan Tayyip Erdoğan'ın reform çoşkusu azalmış görünüyor hem de Türkiye'de bazı çevrelerdeki batı karşıtlığının güçlendiğine dair kaygı verici işaretler var. Batılı diplomatlar bir yandan kamuoyuna yansıyacak büyük tartışmalara girmekten kaçınıyor ama bir yandan da Türkiye'nin 3 Ekim'de görüşmelere başlamak istiyorsa, artık kımıldaması gerektiğini söylüyorlar. Fakat, Türkiye batıdan gelen en küçük eleştiriye bile sert tepki gösteriyor. AB'nin Ankara'daki temsilcisi Hansjörg Kretschmer yakınlarda Türkiye'deki reformların tavsamaya başladığını söyleyince Dışişleri Bakanı Abdullah Gül hemen çıkışarak, 'kim olduğunu zannediyor o' diye sormuştu. Başbakan Erdoğan daha AB ile başgörüşmecisini seçmedi. Hükümet, vergi reformu, bankacılık ve sosyal sigortalar yasalarına son şeklini hala vermiş değil. IMF ile stand by anlaşması da yenilenmeyi bekliyor. Irak ve Cumhurbaşkanı Sezer'in Suriye'ye yapmayı planladığı seyahat yüzünden ABD ile ilişkiler iyice gerginleşti. Peki Kretschmer gibi sinir bozucu yabancılar, Türkiye'yi eleştirmeye cüret ederken, neler söylüyorlar? Kretschmer dini azınlıkların mülkiyet ve eğitim haklarıyla ilgili sınırlamalardan ve polisin fazlasıyla acımasız yöntemlerinden söz ediyor. Üstelik bu açıklamalar 6 Mart tarihinde Türk polisinin kadın göstericilere attığı dayağın televizyonlardan yayınlanmasından önceydi. AB'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Ollie Rehn o gün Ankara'daydı. Rehn, ev sahibinin polisi savunması ve medyayı 'Türkiye hakkında hikayeler anlatmakla' suçlaması karşısında dehşete kapıldı. Belki taktik Başbakan Erdoğan belki kendi tabanında memnun edemediği sertlik yanlılarını memnun etmeye çalışıyordur.
Hatta Erdoğan belki daha da kaygı verici bir ihtimalle yeniden şahlanan ve sevimsiz şekillerde kendisini göstermeye başlayan Türk milliyetçiliğini yatıştırmayı hedefliyordur. Türkiye'de en çok satan kitaplar listesinde daha yakınlarda Hitler'in 'Kavgam' kitabı ile ABD'nin Türkiye'yi işgal ettiği senaryosunu işleyerek hararetli tartışmalara yol açan 'Metal Fırtına' vardı. İslamcı ve aşırı sağ basın hristiyan misyonerlerin Anadolu'nun dört bir yanında saf müslümanları ayarttığı, şüpheli bazı Yunanlı ve İsraillilerin gizlice Türk topraklarını gizlice satın aldığı haberleriyle dolu. Anayasa Mahkemesi geçen hafta, yabancıların Türkiye'de mülk edinebilmesine olanak sağlıyan yasayı iptal etti. AB yetkilileri, şimdi 'Türkler gerçekten Avrupa klübüne katılmak istiyor mu?' diye soruyor. Kamuoyu yoklamaları hala Türkiye halkının büyük çoğunluğunun AB üyeliğinden yana olduğunu gösteriyor. Bir çok gözlemci yeni havanın AB karşıtlığı anlamına gelmediğini söylüyorlar. Gözlemciler, ortaya çıkan yeni ruh halinin daha çok dünyadaki gelişmelere bir tepki olduğu görüşünde. Özellikle de Irak'daki Amerikan politikaları, Avrupa'nın bir çok ülkesinde yaygınlaşan Türkiye karşıtı hava ve Kıbrıs Türk kesimi üzerindeki AB ambargosunun kaldırılmamasının bunda etkisi olduğunu düşünüyorlar. Olumlu gelişmeler Ancak son bir kaç gün içinde hükümetin ataletten kurtulduğuna dair bazı işaretler var: Dışişleri Bakanı Gül, Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki kararlılığını yineledi. 6 Mart günü kadın göstericileri döven polislerden altısı açığa alındı. Hükümet basın mensuplarının tepkileri ardından Türk Ceza Yasası'nı değiştirmeye söz verdi. Ve Başbakan Erdoğan uzun bir tereddütten sonra Mayıs ayında İsrail'e ilk ziyaretini yapmaya karar verdi. Ordunun eli Hükümet biraz kendisini toparlıyabildiyse, bunda ordunun da rolü olmalı. Geçen hafta üst düzeyli bir general hükümeti Irak konusunda politikası olmamakla suçlamıştı. Bir subayın, ordunun uzun süredir sadık kaldığı AB ilhamlı sessizliğini bozması iktidarın yeniden batıya doğru hareketlenmesini sağlamış olabilir. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||