|
Bush Avrupa'yı dinliyor | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Başkan Bush'un Brüksel zirvesinde Nato ve Avrup Birliği liderleri ile buluşması son yılların öfkeli tartışmalarını ve siyasi bölünmüşlüğünü ne kadar tamir etti? Diplomasi muhabirimiz, olasılıkları değerlendirdi.
Brüksel'deki Nato karargahında bir gazetecinin sorusuna Başkan Bush'un verdiği yanıt şöyleydi: ''Buna bir 'dinleme' gezisi de diyebilirsiniz''. Sanırım George Bush'un Beyaz Saray'daki ikinci döneminde yurt dışına yaptığı bu ilk gezinin karakterini iyi yansıtan bir cümle bu. Nato ve Avrupa Birliği içinde çok sayıda lider, Başkan Bush'un bundan sonraki dört yıl içinde izleyeceği dış politika konusunda kapalı kapılar ardında şüphelerini dile getimiyor değil. Fakat Brüksel'e kadar gelmiş olmasından memnunlar; üstelik Başkan Bush'un üslubu da gayet uzlaşmacı. Farklı birçok konuda Avrupalılar ne duymak istiyorsa, o da onları söyledi. Bush'un Orta Doğu barış sürecine verdiği öncelik, İran'ın nükleer politikasına ilişkin tartışmada Avrupalıların diplomatik çözüm çabalarını değerlendirmeye istekli görünmesi, ve Avrupa'nın birlikteliğine destek verişi Brüksel'de alkış kopartan açıklamalarıydı. Atlantik ötesi ilişkilerin geleceği konusunda, Başkan Bush'un karşı tarafı dinlemeye çalıştığına kuşku yok. Nato'da reform Bundan birkaç hafta önce Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Nato'nun yetersiz kaldığından şikayetlerini dile getirirken, tartışmalı konuları masaya yatıracak yepyeni bir foruma ihtiyaç duyulduğunu söylemeye kadar götürmüştü işi. Shröder'in bu görüşü giderek ağırlık kazanan bir düşünceyi yansıtıyor: ''Değişim ve reform sözcükleri havada boşuna uçuşmasın; Nato'nun işleyiş yapısını yeniden ele alma vakti geldi de geçiyor bile''. Başkan Bush, Nato Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer'in Nato'ya daha siyasi bir boyut kazandırma planlarına destek çıktığını açıkladı. Nato'da bu yönde bir değişim, güvenlik ve diplomasi konularında asıl Avrupa Birliği'nin üstlendiği rolün genişletilmesini arzulayan kimi Avrupalı liderlerin pek hoşuna gitmeyebilir. Fakat öyle anlaşılıyor ki bundan böyle bu tip tartışmalar, sorumluluk alanları birbiriyle örtüşebilen belirli kurumların çatısı altında cereyan edecek. Soğuk Savaş yılları artık geride kaldı; dolayısıyla dış politika söylemini bütünüyle tek bir kurumun tekelinde tutmak da artık geçmişte kalmış birşey. Kaçınılmaz olarak Brüksel'deki bu zirve, somut anlamda pek kayda değer bir sonuca erişmese de, geleceğe ilişkin semboller açısınıdan zengindi. Yönetim anlaşmazlıkları
Nato liderleri, -Almanya ve Fransa gibi kimi hükümetler katkılarını Irak dışında tutmaya devam etse de- ittifakın Irak'taki eğitim misyonunu tam kapasitesine çıkarmaya karar verdiler. Ancak liderlerin önündeki yolda engebeler de yok değil elbet; örneğin, Avrupa Birliği'nin Çin'e yönelik silah ambargosunu kaldırma planları gibi... Bu konuda Başkan Bush'un görüşü sorulduğunda, verdiği yanıt 'diplomatikti'. Ambargonun kaldırılışının Çin ile Tayvan arasında güçler dengesine nasıl yansıyabileceği konusunda Amerika'nın kaygılarını dile getirdi. Öte yandan Avrupalıların öne sürdüğü güven sağlayıcı önlemleri de göz önüne alacağını belirtti. Ama sonuçta bu konuda kendi tepkisinin değil, son sözü söyleyecek olan Amerikan Kongresi'nin tepkisinin önemli olduğunu; dolayısıyla Avrupa'nın asıl Kongre'yi ikna etmesi gerektiğini ekledi sözlerine. Öyleyse, atlantik ötesi ilişkilerde yeni bir başlangıç mı? Belki... Nato'yu geniş bir yelpazede politika üreten gerçek bir foruma dönüştürme çabalarının yeniden güç kazanacağına şüphe yok. Ancak Sovyet tehlikesinin artık varolmadığı bir ortamda, ittifak içinde geçmişteki sağlam görüş birliğinin bir daha geri gelmeyeceği de apaçık ortada. Halihazırda büyüyen bir Nato'da durumun giderek karmaşıklaştığı da bir gerçek. Liderleri ilgilendiren asıl konu, Amerika ve Avrupalı müttefiklerinin anlaşmasını garanti etmekten ziyade, ileriki günlerde ortaya bir uzlaşmazlık çıktığı vakit bunun doğru düzgün ve kontrollü biçimde ele alınabilmesini sağlamaktı. Taraflardan hiçbiri, Irak'ın Amerika önderliğindeki işgalinin yarattığı bölünmüşlüğü ve öfkeli tartışmaları yinelemek istemiyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||