|
'Yeni girişim için anahtar Rumlarda' | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa Birliği'nin dönem başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, bugün 17 Aralık Zirvesi'ni değerlendirirken yaptığı açıklamasında, 'Kıbrıs'ta çözüme katkıda bulunabileceğimizi umuyoruz' diyordu.
Bu açıklama bir dilek ifadesinden mi ibaret yoksa Avrupa'nın Kıbrıs'ta baskı dozunu artırması söz konusu olabilir mi? BBC Türkçe Bölümü'nden Sevi Sarıışık bu sorunun yanıtını konuyu yakından izleyen Avrupa Parlamentosu milletvekili Geoffrey Van Orden ve Lefkoşa merkezli düşünce kuruluşu Civilitas'ın başkanı James Ker-Lindsay'e sordu. İngiliz muhafazakar Partisinden Avrupa Parlamentosu milletvekili Goeffrey Van Orden, 'Aslında Avrupa Birliği'nin bu konuda nasıl bir rol oynayabileceği konusunda fazla iyimser değilim' diyor. Hollanda dönem başkanlığının toplantısında Kıbrıs konusunu gündeme getirip ne olacağını sorduğunu söyleyen Van Orden net bir yanıt alamamaktan yakınıyor: 'Türkiye ve Türklerin, adadaki açmaz nedeniyle sürekli suçlanmasının haklı olmadığını düşünüyorum. Bu tarihi bir çarpıtmadır. Başkanlığa Konseyin bu yıl Mayıs'ta Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermek için aldığı kararlar, neden yerine getirilmedi, diye sordum. Çünkü bir mali yardım paketi hazırlanmıştı ve doğrudan ticaret bağlantılarını açma yolunda öneriler getirilmişti, ama bunların hepsi konseyde engellendi.' Van Orden, 'Peki önümüzdeki dönemde bu koşulların değişmesini bekleyebilir miyiz' sorusuna ise şu yanıtı veriyor: 'Altı ayda Hollandalılar bir şey yapamadıysa Lüksemburg için nasıl bir umut besleyebiliriz ki, diyebilirsiniz. Tabii bundan sonra da İngiltere'nin başkanlık dönemi geliyor. İngiltere'nin Kıbrıs konusunda özel sorumlulukları var, Türkiye'ye olumlu bakan bir ülke, birliğe katılımı şiddetle destekliyor. Umarız bu tarihe gelince burada farklı bir hükümet olur ama öyle de olsa, İngiltere 2005'in ikinci yarısında başkan olacak ve bu konunun ivedilikle çözümü gerekecek.' 'İngiliz dönem başkanlığı çözüm için geç'
Lefkoşa merkezli düşünce kuruluşu Civilitas'ın başkanı James Ker Lindsay de Lüksemburg dönem başkanlığında büyük bir tavır değişikliği beklemeyenlerden: 'Hollanda ve Lüksemburg'un siyasetleri zaten birbirine yakındır. Mesela Belçika Hollanda ve Lüksemburg arasında bir anlaşma var, birinin büyükelçisi yoksa diğer temsil ediyor bu ülkeleri. Mesela şimdi adada Hollanda elçisi burada meseleyi takibe devam edecek. Balkenende de bu açıklamaları yaparken muhtemelen böyle yakın bir çalışma ortamı olacağını da düşünüyor olsa gerek.' Bu durumda akla gelen soru çözüm umutları İngiltere dönem başkanlığına mı kalacak? Ancak gerek Van Orden gerekse Ker Lindsay, Temmuz'da başlayacak İngiltere dönem başkanlığının çok geç bir tarih olduğunu düşünüyor. Van Orden'in görüşleri şöyle: 'Eğer bu tarihe kadar sorun çözülmediyse, finiş çizgisine çok yaklaştık demektir. Başkanlık Temmuz'da başlıyor bunu yaz sezonu takip ediyor ve ondan sonra da Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim'e fazla bir zaman kalmıyor. Bu nedenle bence mesele asıl, gelecek yılın ilk yarısında çözümlenmeli. Gelecek yılın ilk yarısında 'bir şey' olmalı. Aksi halde Kıbrıs, Türkiye ile müzakerlerin açılması konusunda varlığını sürdüren bir sorun olacak. Bunu sorun haline getirmeye kararlı olanlar da var. Konseyin bu konuda sağlam bir tavır sergilemesi gerek, ama maalesef şimdi hem Yunanistan hem Kıbrıs konsey üyesi ve bu konuda daha makul davranmaya ikna edilmeleri gerekiyor.' 'Adım Rumlar'dan değil, Türkler'den beklenecek'
Lefkoşa'daki Civilitas düşünce kuruluşundan James Ker Lindsay ise hamlenin Rumlardan değil yine Türklerden bekleneceğini düşünüyor: 'Şu anda buradaki havayı sorarsanız Brüksel'deki kararın, Ankara'ya masaya dönme konusunda daha fazla ivme vereceği düşünülüyor. Bunun olması için ise Kıbrıslı Rumların da masaya dönmeyi istemesi gerek ki, bu yönde pek az gösterge var. Bir anlaşma sağlanması için Türklere ne verileceğinden çok Rumları ikna etmek için başka neyi vermek gerektiği düşünülecek. Çünkü Türkiye'nin çıkarı bu devleti tanımak zorunda kalmadan önce bir çözüm sağlanması.' BM yeniden rol üstlenebilir mi? Anadolu Ajansı, Kıbrıs Rum basınına dayanarak, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Yardımcısı Kieran Prendercast'a arabuluculuk görevi verdiğini aktardı. James Ker Lindsay buna rağmen Birleşmiş Milletler'den de yeni bir girişim gelmesini fazla olası görmüyor: 'Birleşmiş Milletler aslında her iki taraftan da çözüm yönünde istekli olduklarına dair somut bir kanıt, çözüm için net bir hedef ve iyi niyet görmedikçe bu sürece yeniden müdahil olmak istemediğini açık şekilde ifade etti. Genel Sekreter geçtiğimiz günlerde Kıbrıs'taki misyonunun asgari bir varlık gösterebilmesi için bir kenara fonlar ayrılmasını istedi. Bu, Kıbrıs Rum gazetelerinin çoğunda Annan'ın yeni, büyük bir plan hazırlığında olduğunun göstergesi diye yansıtıldı. Ama aslında bu tutar nispeten azdı ve seyahatleri ve en asgari düzeydeki personelin maaşlarının ödeneceğini düşündüğünüzde, bu sadece ofisin varlığını sürdürmesi için.' Sorunu çözmeden Rumlar'a üyelik aptalca Bu noktada, 'Rumların şu anda masaya dönmesini sağlayabilecek bir beklentisi var mı? Yoksa zaten Avrupa Birliği üyesi oldular, kaybedecek bir şeyleri yok' görüşü gündeme geliyor. Van Orden bu soruya şu sözlerle karşılık veriyor: 'Ben zaten hep Kıbrıs'a sorun çözülmeden üyelik hakkı vermenin aptalca olduğunu düşündüm. Olaylar da bence beni haklı çıkardı. Sanırım Konsey Kıbrıslı Rumlar üzerine baskı uygulamalı. Tam ve olgun bir üye olmak istiyorlarsa onlardan bir hareket beklendiğini bilmeliler. James Ker-Lindsay de, ne Avrupa ne de Birleşmiş Miletler'den gelecek bir çağrının Rumları masaya dönmeye ikna etmeye yeterli olacağı görüşünü savunanlardan:
'Şu anda nasıl bir dış baskının Papadopulos'u masaya geri döndürebileceğini tasavvur etmekte zorlanıyorum. Bence tüm Batılı gözlemcilerin muamma olarak gördükleri unsur bu. Kıbrıs konusunda görev yapan diplomatlar ve gözlemciler açıkçası ne yapsak da bir baskı uygulasak diye kendileri de merak içinde düşünüyorlar. Kıbrıs şimdi AB üyesi Ankara'dan Gümrük Birliği anlaşmasını uygulama konusunda bir taahhüt aldı, kendileri, bunu tanınmaya doğru bir adım olarak görüyorlar bu nedenle ne gibi bir dış baskı uygulanabilir kimse bilmiyor. Bence bir baskı olacaksa, bu içeriden Kıbrıslı Rumlar arasından gelmeli.' Ker Lindsey, 'Papadopulos, Annan planına çok katı şekilde karşı çıktı. Bu yüzden bir şey değişecekse, önce neyi değiştirmek istediğini açıkça söylemeli' görüşünü dile getirerek şöyle devam ediyor: "Papadopulos, ekonomik meseleler, güvenlik konuları diye genel çerçevelerden söz ediyor, ama bunlar somut hale gelmedi. Bunlar netleşmedikçe neyin peşinde oldukları konusundaki şüpheler de sürecek. İnsanlar ise şunu duymak istiyor. Merkez Bankası için şunu arayacağız, Türk askerleri için istediğimiz rakam şu, dönüşümlü başkanlık için şunu öneriyoruz. Ve Papadopulos bunu yapmamakta direniyor. "
Tüm bunlara rağmen Ker Lindsay baharda yeni bir ivme için koşulların iyileşebileceğini düşünüyor: 'Adada baharda bir gelişme olabileceği görüşü güçleniyor. Ama önce iki önemli seçimi geride bırakmamız gerekecek. Kuzeyde önce genel seçimler var sonra da Rauf Denktaş'ın Nisan'da görevden ayrılması ardından yerine gelecek isim belirlenecek. Ancak bunlardan sonra daha net bir durum ortaya çıkabilir, Rumlara baskı sağlanması da mümkün olabilir. Güney açısından burada anahtar da Cumhurbaşkanı ile en büyük parti olan Komünist AKEL arasındaki ilişki. Daha ılımlı ve çözüm yanlısı olan AKEL'in Papadopulos üzerindeki baskıyı artırması mümklün olabilir. Bence bu nedenle kilit Kıbrıs'ın içindeki dinamikler olacak.' |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||