Tony Blair'in Irak ifadesi

Eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Irak savaşına gidilen dönemde alınan kararlarla ilgili olarak <bold>Chilcot Komisyonu</bold>'na <link type="page"><caption> ifade verdi</caption><url href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/01/100129_blair_testimony.shtml" platform="highweb"/></link>.
Blair'in açıklamalarının <span><link type="page"><caption> bir özetini</caption><url href="#transcript" platform="highweb"/></link></span> aşağıda bulabilirsiniz.
Blair, 2001 ve 2009 yılları arasındaki dönemi inceleyen ve alınan kararları ve hangi derslerin alındığını sorgulayan Komisyon'a bilgi vermesi istenen en üst düzey yetkili.
Blair, İngiltere kamuoyunun önüne en son 2007 yılında, Avam Kamarası'ndaki soru-cevap oturumunda çıkmıştı.
Kraliçe 2. Elizabeth konferans salonundaki oturuma, Irak'ta ölen askerlerin yakınlarından bazıları da katıldı.
Konferans salonunun dışında 200 kadar savaş aleyhtarı da protestolar düzenledi.
Oturumun başında, soruşturmanın başkanı John Chilcot, bu sorgulamanın amacının 'Irak'ı niçin işgal ettik?' sorusuna yanıt bulmak olduğunu söyledi.
Tony Blair de, ifadelerine başlarken, "ABD'deki 11 Eylül saldırılarının İngiltere'nin Saddam Hüseyin'e yönelik siyasetini tamamiyle değiştirdiğini" söyledi.
Blair, "11 Eylül'e kadarki siyasetimizi, elimizden gelen çabayı göstermek, en iyisini ummak ama farklı bir tehlike hesaplaması yapmak olarak tanımlayabilirim. 11 Eylül'e dek, biz bir tehlike olduğunu düşünüyorduk. Ama bunu kontrol altında tutabileceğimiz kanısındaydık. 11 Eylül'den sonra olan meydana gelen önemli değişiklik ise, risk hesaplarının değişmesi oldu." sözlerini kullandı.
Komisyon savaşa gidilen dönemi kronolojik olarak belirli başlıklar altına ele alıyor:
- <link type="page"><caption> Kabinede tartışmalar</caption><url href="#cabinet" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Bush ile çiftliğindeki görüşme</caption><url href="#crawford" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Orta Doğu barış süreci</caption><url href="#mideast" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Kitle imha silahları iddiası</caption><url href="#wmd" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Hükümetin istihbarat dosyası</caption><url href="#intelligence" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> BM süreci</caption><url href="#un" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Karar öncesi son günler</caption><url href="#lastdays" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> Savaş sonrası planlama</caption><url href="#planning" platform="highweb"/></link>
- <link type="page"><caption> İran'a istikrarsızlaştırma suçlaması</caption><url href="#iran" platform="highweb"/></link>
Kabine içi bölünme
Blair'e savaş öncesinde, başbakanın şehir dışındaki konutu Chequers'ta yapılan görüşmelerden neden kabinenin bazı üyelerinin haberdar edilmediği soruldu.
Dönemin hükümetinde yer alan Robin Cook ve Clare Short, Irak'a karşı silahlı mücadeleye karşı olduklarını ortaya koymuşlar, süreç içinde de hükümetten istifa etmişlerdi.
Blair ise kabinesinin yeterli şekilde bilgilendirildiğini, savaşla ilgili kesin kararların ise bu toplantıda alınmasının söz konusu olmadığını savundu.

Blair, sürekli ilk adıyla andığı Saddam Hüseyin'in BM yaptırımlarını ihlal ettiğini, tehdit oluşturduğunu belirterek, dönemin Irak liderinin 'iyi niyetli' olduğuna inanmadığını kaydetti.
Blair 11 Eylül gibi bir saldırının sonrasında terör, ya da kimyasal ya da biyolojik silahlar işin içine girdiğinde, 'risk alınamayacağını' belirtti.
Tony Blair söz konusu kitle imha silahları olduğunda İran ile ilişkiler konusunda da sert tavır alınmasından yana olduğunu belirtti.
Açıklamalara göre o dönemde, Irak karşısında 'akıllı yaptırımlar' kullanılması düşünüldü, ancak bunların işe yaramayacağına karar verildi.
Blair, bu seçeneğin yanı sıra 'rejim değişikliği' de dahil olmak üzere tüm seçeneklerin değerlendirildiğini kaydetti.
Bush ile çiftlikteki görüşme
Bir diğer kilit görüşme ise Başkan Bush ile Teksas Crawford'da danışmanları da olmaksızın yaptığı birebir görüşme idi...
Blair bir askeri seçenek gündeme gelirse "Amerika'nın bunu tek başına yapmak zorunda kaldığı duygusuna kapılmasını istemediğini" söyledi.
Savaşla ilgili kararın bu ikili görüşmede netleştiği konusundaki sorular karşısında ise kararlı oldukları ve uzlaştıkları tek kesin taahhüdün "Saddam konusunda bir şey yapılması" olduğunu belirtti.
"Ama bunun yapılması için yöntem ucu açıktı".
Blair "ABD ile bir ittifak içindeyiz, bu bir kontrat değil. Siz bizim için şunu yaparsanız, biz de bunu yaparız şeklinde değil... Ve ben bu ittifaka gönülden inanıyorum" diye konuştu.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>
Orta Doğu barış süreci
Komsiyon üyeleri daha sonra, Orta Doğu'daki gerginliği çözmek ve aşırılıkla mücadeleyi pekiştirme amacıyla Orta Doğu barış sürecinin rolüne eğildi.
Komisyon yetkilisi Sir Roderic Lyne "Jack Straw gibi yetkililer Amerikalıları Orta Doğu barış sürecinde daha hızlı ilerleme kaybdedilmesi konusunda elinizden geleni yaptığınızı söylüyorlarve bunun sonunda bir şey edilememesini üzücü buluyorlar." dedi.
Lyne Blair'e "Sizce neden Irak konusunda verdiğiniz destek karşılığında Orta doğu konusunda daha kararlı bir tavır göstermediler?" diye sordu.
"Öncelikle bu yanlış bir düşünme şekli, bu bir bir takas değil, Irak konusunda doğru olmadığına inansaydım bir şey yapmazdım" dedi.
Bu konuda bir "önkoşul getirilip getirilemeyeceği" sorusuna ise, iki meselenin ayrı ayrı değerlendirildiğini, Orta Doğu sürecinin önemine ise elinden geldiğince vurgu yaptığını kaydederek yanıt verdi.
Blair, İsrail-Filistin sorunu çözülse İran konusunda ilerleme sağlanmasının da daha kolay olacağı görüşünü dile getirdi.
Kitle imha silahları iddiası
Kısa bir ara sonrası soruşturma, Irak savaşı ile ilgili en tartışmalı konu olan 'Bağdat yönetiminin elinde kitle imha silahları olduğu' iddiasını tartışmaya başladı.
Blair'e ilk soru istihbarat bilgilerinin doğruluğu konusunda dile getirilen çekincelerin neden gözardı edildiğine ilişkindi.
Blair daha önceki bir soruşturmanın eseri olan <link type="page"><caption> Butler Raporu</caption><url href="http://www.bbc.co.uk/turkish/europe/story/2004/07/040714_butler_report.shtml" platform="highweb"/></link>'nda eldeki istihbarat bilgilerinin bütünlük içermediği tespitinin yapıldığını hatırlattı ve kitle imha silahları ile rejim değişikliğine girişme kavramının ayrı tutulması gerektiğini savundu.
"Pek çok rejimin sonunun geldiğini görmek isterim, ama yola çıkıp hepsini ortadan kaldırmak söz konusu değil böyle bir adım için bir güvenlik tehdidi bulunması gerekir" diyerek, Irak'ın durumunun Birmanya ya da Zimbabve'den farklı oldıuğunu savundu.

Blair, güvenlik tehdidi kapsamında, İran Irak savaşında 1 milyon kişinin ölümünün, 100 bin Kürt'ün öldürülmesinin, Şiilere karşı kitle imha silahları kullanılmasının gerçek birer olgu olduğunu ifade etti.
Blair'e bu kez "Saddam Hüseyin'in geçmişte yaptıklarına ağırlık verip, 2002 yılında edinilen bilgiler konusundaki çekince ve uyarılara o kadar ağırlık vermediğinizi mi söylüyorsunuz?" diye soruldu.
Blair ise 'insanlar şimdi elimizdeki bilgilerle o döneme bakıyorlar' diyerek, kendilerinin de o sırada ellerindeki bilgilerle hareket ettiğini kaydetti.
İstihbarat dosyası
Tartışma daha sonra özellikle savaşa gerekçe olarak gösterilen ve Irak'ın elinde kitle imha silahları ve aktif bir silah programı bulunduğu iddialarını içeren 'Eylül Dosyası'na odaklandı.
Başta dosyanın pek fazla öne çıkmadığına, içerdiği istihbaratın kalitesine özen gösterilmediğine dikkat çekildi.
Bu konuda BM'den çıkarılan karara da dayanak gösterilen bu dosyadaki bazı bilgilerin, özellikle 'Irak'ın 45 dakika içinde kitle imha silahlarını aktif duruma getirebileceği" iddiasının doğru olmayışı ve bazı bilgilerin hükümet tarafından abartıldığı suçlamaları savaş öncesi dönemden bu yana tartışmaların merkezinde yer alıyor.
Komisyon yetkilileri 2002 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın Irak'ın elinde silah olduğuna inandığı ama kanıt görmediği sözlerini buna örnek gösterdi.
Komisyon'a göre "Bu Blair hükümetinin kamuoyunu ikna etme konusundaki başarısının da bir işareti olabilir miydi?"
Blair o zaman kullandığı bir ifadeye atfen, o zaman "şüpheye yer bırakmayacak şekilde" bu iddiaların doğru olduğuna inandığını ifade etti.
Buna karşılık yöneltilen soru ise "Sizin şüpheniz mi yoktu, yoksa kimsenin şüphesi mi yoktu?" oldu.
Blair, Butler soruşturmasından alınan bir dersin istihbaratın kullanımı olduğunu belirterek, elinde olsa hükümetçe hazırlanan rapordansa karma istihbarat komisyonu raporlarının kendisini yayınlamayı tercih edeceğini savundu.
O dönemde okuduklarından başka bir sonuç çıkarmanın ise mümkün olmadığını savundu.
"Aldığım ve yine olsa yine alacağım karara ilişkin olarak, kitle imha silahı üretiliyorsa, durdurulması gerekiyor diyebilirim" dedi.
"İnsanlar geçmişte olan olaylara bakıp hüküm veriyor, 2005 Madrid saldırısı veya 11 Eylül konusunda şimdi bakınca, bakın istihbarat varmış bir şey yapılmamış deniyor." diye konuşan Tony Blair, dolayısıyla elinizde bir istihbarat varsa, vereceğiniz karar bu konuda ne yapılacağıdır diyor.
Komisyon yetkilileri, ayrıca "madem böyle bir güvenlik tehdidi vardı, sizce neden bölge ülkeleri bu konuda askeri müdahale gerektiği konusunda sizinle aynı görüşü paylaşmadı" sorusunu yöneltti.
Blair ise burada bir karar alındığını, kendisinin ise, bulunduğu noktada bu yönde hareketi uygun gördüğünü ifade etti.
Silahların 45 dakika içinde kullanılır duruma gelebileceği savı konusundaki başlıkların düzeltilmesinin 'daha iyi' olacağını kabul eden Blair, burada konu "Bir yasak, bir komplo, hile ya da aldatma değil" diye devam etti:
"Bu bir karardır. Benim almam gereken kararsa şuydu: Saddam'ın geçmişi, kimyasal silahlar kullanmış olması, 1 milyonu aşkın kişinin ölümüne yol açmış olması, 10 yıldır BM kararlarını ihlal edegelmiş olması ışığında bu adamın silah programlarını yeniden oluşturmasına izin verme riskini alabilir miydik, yoksa bu sorumsuzca alınmış bir risk mi olurdu?" dedi.
Blair'in bu konuda tekrar tekrar, bugün İran konusundaki tartışmalara atıfta bulunması dikkat çekti.
Eski Başbakan, şimdi de liderlerin bir karar noktasında olduğunu, onların da ellerindeki verilere bakarak bir rota belirleyeceğini söyledi.
Askeri operasyona girişme kararının ne zaman alındığına ilişkin olarak da hazırlıkların yapıldığını, planlama yapıldığını, ancak 'henüz karar alınmadı' dediği dönemde, kararın gerçekten de alınmamış olduğunu 'hala BM üzerinden barışçı çözüm' seçeneğinin değerlendirildiğini kaydetti.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>
BM süreci
Konu buradan Birleşmiş Milletler'den askeri operasyona girişilmesi konusunda ikinci bir karar çıkarılması çabalarına geldi.
Blair, ikinci bir karar çıkarılmasını ABD'nin de tercih ettiğini belirtti.
Ancak Blair'e göre seçenekler açıktı: "Bu mesele BM ile çözülemezse, Saddam'ı devirmemiz gerekiyordu".
"Saddam 1441 sayılı karardan sonra Albay Kaddafi gibi yapıp, tamam kabul ediyoruz, her şeyi açıyoruz, gelin araştırın deseydi, farklı olurdu" dedi.
Komisyon yetkilileri ise bunun mümkün olmadığına işaret etti.
Irak Araştırma Grubu'nun 'Irak'ın elinde silah yok' hükmüne varması ardından ABD'nin o dönemki başkan yardımcısı Dick Cheney'nin "bu doğru değil" diyerek bulguları reddettiği hatırlatılarak, muhtemelen Saddam Hüseyin'e kimsenin inanmayacağı belirtildi.
Blair ise "Saddam, belgeleri sağlayıp, bilimadamları ile mülakat için tam işbirliği sunabilirdi" görüşünü yineledi.
Blair'e göre buna yanaşmamasının nedeni Saddam Hüseyin'in fırsat bulsa bu silah programlarına dönme konusunda niyetinin "varlığını koruması" idi.
Komisyon ise kamuoyuna sunulan bilginin "niyet varlığının devamı değil, silah programının devamı" şeklinde olduğunu anımsattı.

Soruların Mart 2003 itibariyle değil, Ocak 2010 itibariyle sorulması gerektiğini savundu.
Blair "Saddam ve oğullarını görevde bıraksaydık, 1 milyon kişinin ölümüne yol açan bu kişilerin niyeti bu programa müfettişler ülkeden ayrılır ayrılmaz yeniden başlamak olurdu."
"Saddam Hüseyin'in en azından bir tehdit olduğunu savunmak yerindedir" diyen Blair, Saddam Hüseyin'i bu niyetleriyle görevde bırakmanın, petrolün 25 değil 100 dolara çıkdığı bir ortamda bunu yapacak olanaklara da sahip olması anlamına geleceğini savundu.
Blair, Hans Blix'in 7 Mart tarihli raporunda, "Irak tarafından çok sayıdaki girişimlere rağmen, bunların tam bir işbirliği olarak algılanamayacağı" hükmüne yer verdiğini; bu raporun ise Irak'a işbirliği yapılması talebinde bulunan ilk BM kararından 3-4 ay sonra açıklandığını hatırlattı.
Yetkililer ise bunu takiben, bunca araştırma ardından somut sonuca ulaşılamamışken, Irak'a daha fazla zaman tanınmasının yerinde olup olmayacağı sorusunu yöneltti.
Blair ise zamanın uzamasının genel durumu çok fazla değiştirmeyeceği görüşünü dile getirdi.
Bu arada BM Güvenlik Konseyi'nden Irak'ı uyaran 1441 sayılı karar ardından ikinci bir karar çıkarılması girişimlerinin kolay olmayacağı ortaya çıktı.
Özellikle Rusya ve Fransa'nın yeni bir kararı desteklemeye istekli olmadığını anlaşıldı.
Blair bu konudaki durumu; "Bush bana 'yapabiliyorsan yap' dedi. Ama durumu Amerikalılar açısından da anlamalısınız. 1441 yolunu denedik. Saddam işbirliği yapmadı, (denetçilerin) Ocak ve Şubat raporları çıktı, bu arada orada askerleri harekete geçmeye halde bekliyordu; dolayısıyla bana yapabileceksen yap dedi." diyerek açıkladı.
Blair'e bunun üzerine "Olmuyorsa da harekete mi geçmek istiyordu?" diye soruldu.
Blair'in yanıtı "Sanırım (Bush'un) kanısı daha fazla zamanın durumu değiştirmeyeceğiydi." dedi.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>
Karar öncesi son günler
Oturum verilen öğle arasından sonra neden operasyona meşruiyet sağlayacak yeni bir BM kararı alınmadığı noktasından devam etti.
Blair bu konuda Fransa'nın muhalefetine dikkat çekti.
Güç kullanımı konusunu içerecek yeni bir karar tasarısını Fransız Alman ve Rusların desteklemeyecekleri netleşmişti ve Blair'in ifadesiyle burada 'temel bir ayrım' oluşmuştu.
Blair'e bunun üzerine Fransa'nın veto tehdidinin, BM kararı almaksızın operasyona girişmek için koz olarak kullanılıp kullanılmadığı soruldu.
Blair o dönemde geçici BM üyelerinden Şili'nin başkan Ricardo Lagos ile görüşmesini içinde bulunduğu duruma örnek gösterdi.
Blair Lagos'un kendisine "Fransa'nın muhalefetini yumuşatabilirseniz sizin peşinizden gelmemiz kolaylaşır" dediğini söyledi.
Ancak Blair, Fransa gibi ülkelerin itirazını aşmak için güç kullanımı dışında yeni bir karar alınması ve yeni bir ihlale ortam verilmesini uygun görmediğini ifade etti.
Oturumun ikinci yarısında sesi yorulup kısılmaya başlayan Blair "Herkesin aynı safta olacağı bir durum tabii ki tercih edilir, ama her zaman böyle olmadığını da takdir edersiniz" dedi.
Blair, İngiltere hükümetinin savaşa BM kararı olmaksızın girmesinin hukuki zeminine ilişkin sunulan hukuki tavsiye konusunda da "Peter (Goldsmith) böyle bir şeyin yasal olmadığını söyleseydi bunu yapamazdık" dedi.
ABD'deki görüş ise yeni bir karara gerek olmadığı yönündeydi.
Ancak komisyonun elindeki verilere göre gerek İngiliz dışişleri yetkililerinin gerekse hükümetin hukuki işlerden sorumlu devlet bakanı Lord Goldsmith'in operasyon öncesindeki aylarda verdiği tavsiyeler, Blair o günlerde ABD'ye gidene dek, savaş için yeni bir BM kararı gerektiğini gösteriyordu.
Goldsmith'in 7 Mart'ta verdiği tavsiyede net ifadeler yer almıyordu, ordunun talep ettiği daha net bir tavsiye metni ise 13 Mart 2003'te sunuldu.
Goldsmith bu dönemde yaptığı temasların ve Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerin, BM kararına duyulan ihtiyaç konusunda, fikrini değiştirmesine yol açtığını kabul etmişti.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>
Savaş sonrası planlama
Öğleden sonraki oturumda ağırlık, İngiliz ordusunun savaşa hazırlığı, bunun için gerekli planlamanın yapılıp yapılmadığı, gerekli adımların atılıp atılmadığı üzerine kaymaya başladı.

Savaşın başlarında İngiliz askerlerinin yeterli ve uygun teçhizata sahip olmadıkları gerekçesiyle kayıplarının arttığı eleştirileri kamuoyunda yoğun şekilde tartışılmıştı.
İngiltere'nin uzun süreli olarak Irak'ta asker bulundurmasının zorluklarına ilişkin olarak yeterli tavsiye alıp almadığı soruldu.
Blair bunun zor olabileceği ancak yapılabileceği tavsiyesi aldığını söyledi.
Blair'e Irak'ın işgalinin yaratacağı tüm diğer 'etkileri' yeterince düşünüp düşünmediği soruldu.
Blair Irak'ın yeniden imarı konusunda ise eksiklikler olduğunu kabul etti.
"Devlet ve hükümet birimlerinin bize sunduğu bilgiler, en üst kademeyi devre dışı bıraktığımızda diğer yapının işleyebileceği yönündeydi." diyen Blair'e göre alınan en önemli ders ise 'böylesi bir yarı faşist' ülkede yönetim devre dışı bırakıldığında böyle bir sistemin korunamayacağı oldu.
Blair, "Varsayımlarımız aksine, Basra'ya gittiğimizde bütünüyle çökmüş bir yapı bulduk" dedi.
"İki şeyi planlamadık: Birincisi ülkede hiç bir sistem bulamayacağımız ihtimaliydi, ikincisi de İran ve El Kaide'nin Irak'ta böylesi bir rol oynayabileceğiydi."
Oturumda ülkedeki taahhütler için yeterli kaynak ayrılmamış olduğu suçlamaları da gündeme geldi. Bu konudaki başlıca sorumlulardan olan Uluslararası Kalkınmadan Sorumlu Bakan Clare Short, savaş kararına tepki olarak istifa etmişti.
1997-2007 arasında Başbakan olan Blair, "Bana gelip daha fazla kaynak gerekiyor deselerdi bunu sağlardık; o zaman ihtiyaç daha fazla kaynak değil, daha fazla güvenlikti" dedi.
Blair BM'nin de Irak'ın imarına ilişkin olarak özellikle ilk aylarda öncü rol istemediğini vurguladı.
Bu konudaki girişimlerin ise 2003 Ağustos ayında BM merkezine düzenlenen ve BM özel temsilcisinin de aralarında olduğu çok sayıda kişinin ölümüyle sekteye uğradığını belirtti.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>
İran'a 'istikrarsızlaştırma' suçlaması
Blair'e göre Semerra'daki cami saldırısı da ülke için kilit bir dönüm noktası oldu.
Şii Sünni ayrımının etkilerini yeterince değerlendirmemiş olmaları da Blair'in öz eleştiri kapsamında dile getirdiği noktalardan biriydi.
"Irak halkı mezhep ayrımını desteklemiyordu." diyen Blair sorunun Sünniler açısından El Kaide'nin, Şiiler açısından İran'ın etkisi olduğunu ima etti.
Bu konuda İran ile işbirliği içinde sorunları çözebilmek için çaba sarfettiklerini ancak İran'ın "en baştan itibaren, ne derlerse desinler, istikrarı bozan bir unsur olarak" faaliyet göstermesinin son derece büyük bir hayalkırıklığı oluşturduğunu öne sürdü.
Blair, Saddam Hüseyin'i iktidarda bıraksak Irak'ın İran ile hem nükleer olanaklara kavuşma açısından, hem de teröre destek açısından yarıştığı bir durumla karşı karşıya kalırdık." dedi.
Sorulan sorulardan ülkedeki ABD öncülüğündeki geçici yönetimin ülkede Baas rejimi mensuplarını devre dışı bırakan 'Baas'tan arındırma' kararı öncesinde İngiltere'ye danışmadığı anlaşılıyor.
Bu karar ülkedeki yeniden yapılandırma girişimlerine olumsuz etki etmiş bir hata olarak kabul ediliyor.
Blair savaş sonrasındaki ilk dönemde sorunun yeniden imar çalışmalarının hızı değil; güvenlik sorunları olduğunu savundu.
Bununla birlikte üstü kapalı olarak gelecekte benzer bir durumla karşılaşılırsa "ulus inşa etme" çabalarına daha fazla eğilmek gerekeceğini belirtti.
Irak için hedeflerinin 'bir azınlık (Sünni) diktasından çoğunluk (Şii) diktasına geçiş değil, hakiki bir demokrasi kurulması' olduğunu söyledi.
Blair'e sorulan son sorulardan birisi "Geriye dönüp baktığınızda farklı yapardım dediğiniz hiç bir şey yok mu?" şeklindeydi.
"Şimdi bildiğimiz şeyleri o gün bilsek, ona göre başka şeyler yapılabilirdi, (İngiltere'de) kabinede bir görevi bir kişi yerine bir diğeri üstlenebilirdi ama o dönemde mekanizmalarımız yeterli durumdaydı ve ufak tefek bazı farklar olsa da bence temel sonuç değişmezdi." dedi.
"Gerçekten de çok zor bir mücadeleydi, ama dış unsurlar yani İran ve El Kaide devreye girince başka türlü olması kaçınılmazdı" diye konuşan Blair, tüm olumsuzluklara rağmen bazı temel hizmetlerin ve göstergelerin (elektrik, çocuk ölüm oranları v.b) Saddam Hüseyin döneminden daha iyi olduğunu ve bazı araştırmaların ülkenin geleceği için daha iyimser bir tablo çizdiğini savundu.
Blair bu iyileşmeleri 'Saddam'dan kurtulma'nın sağladığını, Iraklılara sorulursa onların da Saddam Hüseyin yönetimindense yüzleşilen zorlukları tercih edeceğini söyledi.
Bunun üzerine Blair'e son olarak, yaşanan kayıplar hatırlatıldı ve aldığı kararlarla ilgili olarak pişmanlık duyup duymadığı soruldu.
Blair "Ben başbakan olarak bu kararı almak zorundaydım. Bu büyük bir sorumluluktu, bunu düşünmediğim bir gün bile geçmiyor." dedi. Ancak doğru kararı aldığını savundu.
"Yeni bir güvenlik ortamında yaşıyoruz. İran konusunda da çok sert bir yaklaşımı benimsiyorum. Evet bu (Irak savaşı) bölünme yaratan bir konu; bunun farkındayım ve ben bu bölünmeyi gidermek için daha sonra elimden geleni yaptım. Ama ben bugün hem Irak'ın, hem bizim daha fazla güvende olduğumuza inanıyorum."
Bunun üzerine oturum başkanı yeniden yani pişmanlık duymuyor musunuz? diye sordu:
Blair "Sorumluluk duyuyorum, ama Saddam Hüseyin'i devirdiğimiz için pişmanlık duymuyorum" dedi.
Tüm gün boyunca son derece sessiz olan salondaki izleyicilerden tek protesto sesi de bu anda yükseldi.
Blair "Saddam Hüseyin bir canavardı, sadece bölgeyi değil dünyayı tehdit ediyordu, şlimdi geriye dönüp baktığımızda da doğru bir şey yaptığımıza ve dünyanın bunun sonucunda daha güvenli bir yer haline geldiğine inanıyorum." dedi.
<link type="page"><caption> Başa dön</caption><url href="#top" platform="highweb"/></link>








