Aklıselim düşününce
Moskova'nın İdlib, Soçi'deki Kongre veya
muhalefet üzerinde etki etme gibi bir şey karşılığında Ankara'ya yeşil ışık
yaktığı varsayılabilir. Ancak şu unsurları da akılda tutmakta fayda var:
Moskova, bu konuda,
Rusya'nın "kendi ulusal çıkarlarını doğrudan risk altında olmadığı durumlarda
müdahale etmeme" politikasına uyumlu hareket ediyor. Erdoğan söz konusu
olduğunda bu çok ince bir çizgi.
Ancak Türkiye ile Rusya
arasındaki askeri, istihbarat ve başkanlık düzeyindeki kanallar açık kaldığı
sürece, Rusya'nın da Türkiye açısından çok daha büyük bir güvenlik kaygısı
oluşturan bu duruma müdahil olma olasılığı da düşük.
Rusya'nın
"Kürtlerle ilgili bir pazarlık" yaptığı düşünülüyorsa, o zaman YPG'nin Moskova ile
ilişkilerinin sınırlı olduğu, daha çok ABD ile yakın ilişki kurduğunu da akılda
tutmakta fayda var.
Moskova, "(Afrin'deki) krizi tetikleyen ana
unsurlar arasında ABD'nin Kürtlerin hakim olduğu bölgeleri
diğer yerlerden ayırmayı amaçlayan kışkırtıcı davranışları da yer
almaktadır" açıklamasını yaptı. Rusya'nın eleştirisi iki taraflı:
Düşmanlıkların su yüzüne çıkmasından ABD'yi sorumlu tutmak ve Kürtlere de
Ruslarla daha yakın işbirliği yaparlarsa, daha
güvende olacakları mesajını vermek.
YPG ile ilişkiler kısa
vadede olumsuz etkilenir. Ancak Rusların "Kürtlere ihanet ettiği"
düşüncesi doğru değil. Moskova'nın Suriye'de varılacak siyasi çözümde Kürtlerin
oynayacağı rolü desteklemekten, Iraklı Kürtlerle ilişkilerinden ve Kürtlerin
Suriye'nin geleceğinde hak sahibi olmalarını sağlamaktan geri adım atması çok
düşük bir ihtimal. Ruslar yalnızca temkinli davranıyor ve Kürtleri kendi
"radikal taleplerinden" uzaklaştırmaya çalışıyor.
Şam yönetiminin Afrin'de yaşananlar
konusunda itidalli olması gerekiyor. Ancak Kürtlerin 'makul bir düzeye' gelecek
kadar yumuşatılması eninde sonunda Esad'ın da işine gelir. Ruslar durumu
izlediği ve bilgi verdiği sürece, Esad da güvenliğinin daha az bozulduğunu
hisseder ve daha az şikayet eder. Buradaki
şikayetle kamuoyu önünde yapılan açıklamalar kastedilmiyor. Elbette ki işgale
uğrayan bir ülkenin devlet başkanı olarak kamuoyu önünde yapması gereken şikayet etmektir.
Rusya ile Türkiye
arasında anlaşmaya varıldığı yönündeki iddialar, aynı zamanda Türkiye'nin Afrin'den sonra Suriye'den
çekileceği varsayımını da beraberinde getiriyor. Bunun 'Rus tipi', yani YPG'yi kontrol altında
tutmak için bazı askerlerin bırakılacağı bir geri çekilme olması çok muhtemel.
Aksi halde, bölgede güçlenen bir Türkiye, Suriye'de siyasi çözüm sürecinde
Rusya açısından sorun yaratır.
Şu ana kadar Moskova bu
doğrultuda hareket ediyor. Rusya, Türkiye'nin, Kürtlerin ya da başka aktörlerin
değil, kendi çıkarları için Suriye'ye girdi. Bu çıkarlara zarar gelmediği
sürece itidalli davranması ve uzlaşmacı bir üslup benimsemesi beklenebilir.
Buradaki sessiz aktör
ise İran. Suriye'de toprak kontrolü konusunda İran'ı uzun zamandır rahatsız
eden oyuncu Rusya değil, Türkiye. Rusya, siyasi kontrolü elde etmek istiyor ve
bunun için de toprak sahibi olmasına gerek yok. Ancak Türkiye için gerek var.
İran'ın tepkisi burada önemli olacak. Aynı şekilde İsrail'in de.
ABD ise tepkisini sınır
muhafızları programıyla ilk aşamada tuttu. İkinci aşamaya geçmeye hazır
görünmüyor. Eğer şimdi geri adım atarsa, Orta Doğu'daki durumuna yeni bir darbe
daha indirmiş olur. Eğer harekete geçerse, o zaman Rusya, Türkiye ve muhtemelen
İran'dan da gelecek tepkilerle düşmanlıkların daha da derinleşmesine yol
açabilir.
Durum iyi görünmüyor.
Bir siyasi reçete (çözüm olma ihtimali düşük) ne kadar hızlı hazırlanırsa,
Kürtler de dahil olmak üzere Suriye için o kadar iyi olur. Aksi halde Cenevre
görüşmeleri ağır darbe yer, mantıksız davranışlar ön plana çıkar ve bölgede
istikrarsızlık ve uluslararası sorunlar daha da derinleşir.