Atruş ve Mahmur kamplarında Türkiye hayali

Kürt mülteci
    • Yazan, Namık Durukan
    • Unvan, Gazeteci

Yıl 1990. Aylardan Ocak.

Haber ajanslarına düşen bir haberde, Şırnak'ın Uludere ilçesinin sınır köylerinden bir çok ailenin, askerden baskı gördükleri gerekçesiyle sınırı aşıp Kuzey Irak'a sığındığı belirtiliyordu. Durumu yerinde görmek için Diyarbakır'dan anılan bölgeye hareket ettik.

Vardığımız Kayadibi köyü Uludere'nin tam da Kuzey Irak sınırında, sıfır nokta denilebilecek bir yerdeydi. Köye ulaşım imkanı dağlık patika yoldan sağlanıyordu.

Biz de öyle yaptık.

Dört saatlik yürüme mesafesinden sonra köye vardık. Sonradan Kuzey Irak'ın Atruş ve Mahmur mülteci kamplarında karşılaşacağım Kürtçe adı Aluş olan Kayadibi köylüleri ile tanışma serüvenim böyle başladı. Köyde işkence iddialarını, askerin ve korucuların baskısına yönelik köylülerin iddiasını o gün gazete sayfalarına böylece taşımış olduk.

Acılı kamp yılları

Dört yıl sonra aynı gerekçelerle bu kez 15 bini aşkın aile evlerini, köylerini, bağ ve bahçelerini bırakarak kendilerini Kuzey Irak'a vurdu.

Bu kez farklı bir durum yaşanıyordu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından sınırdan alınarak Atruş bölgesine taşınan aileler için acılı kamp yılları böylece başlamış oldu. PKK-KDP çatışması nedeniyle 1997'de o zaman Saddam Hüseyin yönetiminin denetimindeki Ninnova, ardından da Mahmur bölgesine göç eden aileler, geçen süre içinde kendilerine bölgede yeni bir yaşam kurdu. Türkiye'nin aileleri Türkiye'ye dönmeye ikna etme çabası şu ana kadar etkili olmadı. Ancak bu çabalar bugünlerde yoğunlaşırken, aileler de geri dönme şartlarını masaya koydu. Kayadibi köyünde beni misafir eden köylülerle yolum üç kez köyde üç kez de Atruş ve Mahmur'da kesişti. Köyde beni misafir eden Şerif dayının Atruş'taki görüntüsünü hatırladıkça yüreğimde bir acı hissederim. Beni Atruş'ta çadırında misafir ederken köydeki misafirperverliğini Atruş'ta da sürdürmek için çırpınan Şerif dayı, tebessümünü yüzünden eksik etmiyordu. Şerif dayı geri dönme umudunu Atruş kampında yaşamını yitirene dek korudu.

O, köydeki ceviz ağaçlarının, bağının, bostanının hayalini kurarak öldü. Şimdi onun hayalini çocukları ve orada dünyaya gelen torunları yaşatıyor. Çoğu kadın ve çocuk 11 bini aşkın insanın yaşamını sürdürdüğü kampta gençler, kerpiçten bilardo salonunda, futbol sahasında, internet kafede vakit geçiriyor Kampta çocuk sayısı ise 4 binle ifade ediliyor.

Köydeki ceviz ağaçları

Geleneklerini kamp hayatında da sürdüren aileler, çocuklarını erken yaşta evlendiriyor.

Kürt mülteciler

Aileler her fırsatta Türkiye özlemi çektiklerini vurguluyor. Gençler ve çocuklar, Türkiye'deki gelişmeleri TV'den öğreniyor, Kürt TV'leri yanı sıra Türk filmleri ve dizileri de izleniyor. Kampta doğup büyüyen gençler ve çocuklar, babaları ve annelerinden, memleket hikayeleri dinleyip özlem büyütüyor. 22 yaşındaki Mehmet Taşdemir, 7 yaşındayken ailesi ile birlikte Kuzey Irak'a göç ettiği günleri hayal meyal hatırlıyor ve o günleri unutamadığını belirtiyor. Göç yolunda dünyaya gelen 10. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki Ahmet Halat ise Türkiye'yi, köylerini babası ve annesinden dinlediğini anlatıyor.

Türkiye'yi aileleriyle terk ederken birçoğu çocuk olan bugünün gençleri, yaşları 16-17'yi bulunca evlendiriliyor. Kampta her hafta birkaç düğün yapılıyor. En güzel elbiselerini giyen gençler, müzik eşliğinde kamp meydanında halay çekiyor. Geçen yıl yine bir kamp ziyaretinde rastladığım düğünü hiç unutamıyorum. Yaşları henüz 16 olan Ubeyt Ahmet ile Ahin Erdoğan davullu zurnalı, telli duvaklı dünya evine giren gençlerdendi. Uzun araç konvoyu ile kampın etrafında gezintiye çıkan gelin ve damat için iki gün eğlence düzenlenip ziyafet verildi. Aileler, Türkiye'deki geleneklerini kamp ortamında da yaşatmayı sürdürüyor. Damat Ubeyt Ahmet o gün duygularını, "Türkiye'de kendi topraklarımızda evlenmek isterdik, ama bu mümkün olmadı. Buraya gelirken çocuktuk. Yıllardır ülkemizin hasretiyle yaşıyoruz. Demokratik bir ortam olursa çocuğumuzun Türkiye'de doğmasını isteriz" diye dile getirdi. Gelin Ahin Erdoğan da, "Telli duvaklı gelin olduğu için kendisini şanslı saydığını söylüyor ve ekliyordu: "Çok sevinçliyim, ama düğünün kendi topraklarımızda yapılmasını isterdim." Kamp komitesinde görev yapan, aynı zamanda Belediye encümen üyesi olan Abdullah Mele Ahmet, Türkiye'ye dönüş için yerine getirilmesini istedikleri koşulları BM yetkililerine yazılı olarak ilettiklerini söylüyor. Ahmet şunları söylüyor: "Yaşam hakkımız güvenceye alınmalı, göç edenlerin ekonomik sorunları giderilmeli, politika yapmak için siyasal koşullar sağlanmalı, koruculuk sistemi kaldırılmalı. Kovuşturmaya tabi tutulmamalıyız, geri dönüş BM şemsiyesi altında yapılmalı, okullarda Kürtçe eğitim verilmeli, Kürt realitesi tanınmalı."