CPJ: Muhalefetin suç sayıldığı karanlık günler

Son güncelleme: 22 EKİM 2012 - TSİ 14:51

Geçen yıl Mart ayında yedi gazetecinin tutuklanmasının ardından gösteriler düzenlenmişti.

Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), Ekim 2012 tarihli özel basın özgürlüğü raporunda Türkiye’deki basın özgürlüğünün ‘kriz’ seviyesine ulaştığını belirtiyor.

'Türkiye'nin Basın Özgürlüğü Krizi' başlığı ve ‘Gazetecilerin Hapsedildiği ve Muhalefetin Suç Sayıldığı Karanlık Günler’ alt başlığıyla yayımlanan rapor, Türkiye’de kitlesel gazeteci tutuklamalarını ve gazetecilere karşı açılan çok sayıda cezai kovuşturmayı inceliyor.

Rapor, ‘hükümetin basında oto sansürü doğuran baskısına’ da dikkat çekiyor.

Gazetecileri Koruma Komitesi (The Committee to Protect Journalists - CPJ), Türkiye’de 76 gazetecinin demir parmaklıklar ardında olduğu, bunlardan da en az 61’inin doğrudan gazetecilik faaliyetleri ile ilgili olarak hapis cezasına çarptırıldığı tespitinde bulunuyor.

Raporda, 15 gazetecinin aleyhindeki delillerin de ‘yeterince açık olmaması nedeniyle’ CPJ’nin suçlamaların dayanağını araştırmaya devam ettiği belirtiliyor.

Türkiye yetkilileri bu gazetecilerin çoğunun gazetecilikle ilgili olmayan suçlardan dolayı cezaevinde olduğunu söylüyor ve CPJ'in raporundaki iddiaları abartılı buluyor.

Ama BBC'nin sorularını yanıtlayan Gazetecileri Koruma Komitesi başkanı Joel Simon Türkiye'nin eleştirel gazeteciliği, güvenlik tehditlerini bahane ederek terörizm sayamayacağını söylüyor.

CPJ'in raporda kaygı verici bir durum olarak dikkat çektiği bir konu da, binlerce gazeteci hakkında eleştirel yazıları nedeniyle “Türklüğü aşağılamak” veya “yargıyı etkilemek” suçlarıyla açılan kovuşturmalar.

Komite, incelemeleri sonucunda başta Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu olmak üzere ‘baskıcı yasalar ve aslen devleti korumaya yönelik bir ceza mahkemesi kanunu ve hükümetin basına yönelik en üst düzeyde katı üslubuyla karşılaştığını’ yazdığı raporda, “Türkiye’deki basın özgürlüğü sorunu, kriz düzeyine ulaşmış bulunuyor” diyor.

tıklayın Bu tespitlere katılıyor musunuz? Bir okur olarak sizin gözlemleriniz neler?

Erdoğan 'alıngan ve inatçı'

CPJ,'inatçı ve alıngan' olarak tanımladığı Başbakan Erdoğan'ın eleştirileri 'kişisel saldırı' olarak algıladığını yazıyor.

CPJ'nin eleştiri oklarının hedefinde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin basına yönelik tutumu var.

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hükümeti basına karşı yakın tarihinin dünya çapında en büyük saldırısını yürüyor” ifadesinin yer aldığı özel raporda, yetkililerin terör suçları veya devlete karşı suçlarla itham ettikleri gazetecileri hapsettiği ve oto sansürün yerleşmesi için çeşitli baskıcı taktikler kullandığı yazıyor.

Komite, ‘alıngan ve inatçı’ olarak tanımladığı Başbakan Erdoğan’ın her türlü eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algıladığını belirtip ekliyor:

“Erdoğan açıkça gazetecilerin itibarına saldırıyor, medya organlarını, eleştirel yazılar yazan çalışanları uyarmaları ya da işten atmaları için zorluyor ve çok sayıda hakaret davası açıyor.”

Erdoğan hükümetinin, Doğan Medya Grubu’na karşı açtığı vergi kaçakçılığı davası için de ‘siyasi sebeplerle açılmış olabileceği’ belirtiliyor.

"Bir yanda gazeteciler onar onar hapsedilirken Ocak 2007'de Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink'i katledenler serbest dolaşıyor."

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)

Türkiye’de demir parmaklıklar ardında olan gazetecilerin sayısının İran, Eritre ve Çin gibi baskıcı ülkelerden daha fazla olduğu da raporda öne çıkan maddelerden.

Komite, Ergenekon davası kapsamında bir yıldan uzun süre yargılanan gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık’a yöneltilen suçlamaların sebebinin ‘mesleki faaliyetleri olduğu’ kanaatine varırken, Ceza Kanunu’ndaki geniş ifadelerin suçlamalara zemin yarattığı görüşünü paylaşıyor.

Nuray Mert: Tehdit edildiğimi hissediyorum

CPJ’in “eleştirel yazılarıyla Başbakan Erdoğan’a göre çizmeyi aştı” ifadesini kullandığı köşe yazarı Nuray Mert de raporda ‘Doğru Söylemenin Onuru’ adlı bir makale kaleme almış.

Mert, “Birçok şekilde tehdit edildiğimi hissediyorum” ifadesini kullandığı yazısında, “Nefret dolu cinsiyetçi mesajlar alıyorum, seyahat ettiğimde esrarengiz bir biçimde bavulum karıştırılıyor, özel telefon görüşmelerim dinleniyor” diyor.

’12 Eylül’ün gölgesi hissediliyor’

Raporda, Nuray Mert'in kaleme aldığı 'Doğru Söylemenin Onuru' adlı bir makale de yer alıyor.

CPJ’ye göre 12 Eylül 1980 darbesinin ‘gölgesi bugünün olaylarının üstünde hissediliyor’ ve darbe sonrası inşa edilen yargısal yapı hükümetlerin muhalefeti cezalandırmasına ve ‘entelektüel rakiplerini terörist olmakla suçlamasına’ olanak sağlıyor.

Raporda, Terörle Mücadele Kanunu’nun ‘hem geçmişte hem de son iki yıldır, Kürt gazetecilere karşı bir sopa gibi kullanıldığı’ yorumu yapılırken Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinin ‘haber yapmak için gerekli olan güvenlik gücü mensuplarıyla konuşmak ve belge toplamak gibi eylemlerin önünü kestiği’ belirtiliyor.

‘Gizliliğin ihlali maddesi’ de haberciliğe engel olan maddeler arasında gösteriliyor.

‘Hapisteki gazetecilerin çoğu Kürt’

"Terörle Mücadele Kanunu, hem geçmişte hem de son iki yıldır, Kürt gazetecilere karşı bir sopa gibi kullanılıyor."

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)

PKK ve KCK ile yaptıkları haberler nedeniyle ‘terör örgütüne yardım’ etmekle suçlanan gazetecilerde raporda.

Hükümetin, PKK veya diğer yasadışı Kürt gruplar lehine yapılan haberleri ‘örgüte yardım etmekle eş güdümlü’ tuttuğunu belirtilen komite, habercilik faaliyetlerinin ‘terör eylemleri olarak tanımlandığını’ yazıyor.

Ağustos 2012’de yapılan araştırmada Türkiye’de hapiste bulunan 76 gazetecinin yüzde 70’inden fazlasının Kürt olduğuna dikkat çekilirken, “Kürt meselesi, Türkiye’de basın özgürlüğü sorununun en gerilimli unsurlarından biri” ifadesi kullanılıyor.

Komiteye göre, Kürt gazetecilerin akıbeti yalnızca Türkiye’de demokrasi göstergesi değil aynı zamanda Kürtlerin hak mücadelesiyle de doğrudan bağlantılı bir mesele.

Tavsiye listesi kabarık

Gazetecileri Koruma Komitesi, Türkiye’deki basın özgürlüğü raporunu Başbakan Tayyip Erdoğan’a, Türkiye hükümetine, Avrupa Birliği’ne, Avrupa Konseyi’ne ve Amerika Birleşik Devletleri’ne bir dizi tavsiyede bulunarak sonlandırıyor.

Başbakan Erdoğan’a, “Eleştirel gazetecilere karşı hakaret davaları açmaktan, alenen itibarlarına saldırmaktan ve eleştirel haber medyasına üsluplarını hafifletmeleri için baskı yapmaktan vazgeçin” mesajı veren komite, eleştirel yorumcuların da işlerine geri dönmeleri için izin verilmesini istiyor.

CPJ, Türkiye hükümetine ‘gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklu olan gazetecileri serbest bırakması' tavsiyesinde bulunuyor.

Raporda ayrıca, terörle mücadele yasalarının da gazetecilere karşı kullanılmasına son verilmesi gerektiğini vurguluyor.

Uzun tutukluluk sürelerinin kaldırılması, interneti düzenleyen yasa ve yönetmeliklerin uluslararası ifade özgürlüğü standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi de tavsiyeler arasında.

Komite'nin Avrupa Birliği’ne tavsiyesi ise de tutuklanan gazetecilerin serbest bırakılması için Ankara’ya baskı yapması yönünde.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye ile görüşmelerinde basın ve ifade özgürlüğünün de masaya yatırılması komitenin sıraladığı tavsiyelerden.

Hükümetten cevap var

"Türkiye, terör propagandası ve şiddetin övülmesini engellemekle ifade özgürlüğünü arttırmak ihtiyacı arasında denge bulmaya çabalamaktadır."

Adalet Bakanı Sadullah Ergin

Raporla ilgili hükümetten de yorum talep eden komite, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan doğrudan yanıt alamadıklarını belirtirken Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve ABD Büyükelçisi Namık Tan’ın gönderdiği cevapları da raporda.

Sadullah Ergin, komiteye cevabında ‘son 10 yılda demokratik standartları iyileştirmek adına birçok reform gerçekleştirildiğini’ ifade ederken ‘basın ve ifade özgürlüğü kapsamındaki tartışmaların abartıldığını’ söylüyor.

Ergin, “Hapiste bulunanların arasında gazetecilik kimlikleri ile alakalı gösterilmeye çalışılanların çoğu silahlı terör örgütü üyesi olmak, adam kaçırmak, ruhsatsız silah ve patlayıcı bulundurmak, bombalama eylemlerine katılmak ve cinayet gibi ciddi suçlar nedeniyle hürriyetlerini kaybetmişlerdir” diyor.

Adalet Bakanı komiteye cevabında, “çok az sayıda basın mensubunun da nispeten gazetecilik ile ilgili olabilecek faaliyetleri nedeniyle hürriyetlerinden mahrum kalmış olabileceklerini inkâr etmiyorum” ifadesini kullanıyor.

ABD Büyükelçisi Namık Tan’da Komite Başkanı Sandra Mims Rowe’e yazdığı mektupta, Türkiye’nin uluslararası standart ve ilkelere uyumlu hale getirmek için yargı reformları gerçekleştirildiği cevabını veriyor.

GÖRÜŞLERİNİZ

Muhalefet susturulmuyor tam tersine daha güçleniyor.dış güçler tr'nin Güçlenmesini istemiyor o kadar citizen, ankara

Tamamen dogru bir tespit.AKP tarihin en buyuk muhalefet kiyimini gerceklestirmistir Huseyin, Edinburgh

Katılmamak elde değil ki? Her şey açık ve net. Türkiye'de özgürlük sadece yandaşlara var. Ahmet, Afyon

gazetıler ve onların okuyucularına buyuk baskı uygulanıyor söz konusu rapora katılıyorum baran kaya, muğla

ulusal güvenliğe tehdit unsuru taşıdıkları için bu kişilerin tutuklandığına inanıyorum. Behsat , DİYARBAKIR

Tutuklamaların geneli bunu doğrulamıyor mu? Türkiye'de "Muhalefet olmak demek: Terörist olmak demek" Anonim, İstanbul

AKP hükümeti önce siyası gücu ve peşinde ekonomik gücü eline geçirmesiyle "demokratik"ihtiyaçkalmadı nesimi kesen, istanbul

Hem doğru,hem de tam zamanında raporu yayınlamışlarDoğru söze ne hacet.Basın hizaya getirilmk istnyr Sermiyan QEREGÊÇî, Şanlıurfa

tıklayın Facebook sayfamızdaki tartışmayı görmek için tıklayın

Bize Ulaşın

* Doldurulması zorunlu alanlar

Bağlantılar

BBC © 2014BBC dış bağlantılardaki sitelerin içeriğinden sorumlu tutulamaz

Bu sayfayı en iyi şekilde görüntülemek için stil sayfalarını gösteren güncel bir internet tarayıcısı (CSS) gerekmektedir. Var olan tarayıcınızla sayfayı görüntüleyebilir, ancak görsel açıdan tüm olanaklardan yararlanamayabilirsiniz. Tarayıcı yazılımınızı güncellemeyi ya da CSS olanağını etkinleştirmeyi düşünebilirsiniz.

]]>