Hannah Arendt ve 'kötülüğün sıradanlığı': Diktatörler neden 'sıradan' insanlara ihtiyaç duyar?

Hannah Arendt üzerinde bir gömlekle divana uzanmış halde.

Kaynak, Fred Stein Archive/Archive Photos/Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Hannah Arendt 1949 yılındaki bir fotoğrafında.
    • Yazan, Margarita Rodríguez
    • Unvan, BBC News Mundo
  • Okuma süresi: 8 dk

"İnsanlar ölmek zorunda olsalar da ölmek için değil, başlamak için doğmuşlardır."

Bu sözün yazarı, iki dünya savaşı arasındaki dönemi yaşadı, Nazilerden kaçtı, mülteci oldu, totaliterliği araştırdı, Yahudi Soykırımı'nın organizatörlerinden birinin davasını izledi ve bize "radikal şeytanı" ve "kötülüğün sıradanlığını" anlattı.

Yirminci yüzyılın önde gelen siyasi düşünürlerinden Hannah Arendt'in çalışmalarında, bir tür olarak bize, insana inanmak için de yer vardı.

Filozof Josefina Birules, Arendt'in düşünceleri için "Bizi çevreleyen karanlıktan çok, neyin aydınlattığıyla ilgiliydi" diyor.

İspanyol Ulusal Araştırma Konseyi'nden Agustin Serrano ise "[Arendt'in] düşüncelerinin ruhu hâlâ geçerli ve gündeme getirdiği konseptler yeni gerçeklikleri anlamaya yardımcı oluyor" yorumunu yapıyor.

Bazılarının eleştirdiği, bazılarının övdüğü ama fikirlerinin geçerliliği zamanı aşan Alman düşünürün 50. ölüm yıldönümü 4 Aralık'taydı.

'Yeni bir tür insan'

Arendt 1906'da, Hanover'de Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Nazilerin yükseldiği dönemde, 27 yaşında Almanya'dan kaçtı.

Birkaç yıl Paris'te yaşadıktan sonra, 1941'de ABD'ye gitti. Bu ülkeye yerleşti ve gazetecilik de dahil olmak üzere çeşitli işler yaptı.

Saçlarını uzun ve serbest bırakmış, bir eliyle yüzüne dokunarak poz veren Hannah Arendt'in portresi.

Kaynak, Mondadori / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Nazizmin yükselişiyle birlikte Arendt, Almanya'daki akademik kariyerini bırakmak ve ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Birules, Arendt'in o dönem geride kalan arkadaşları için endişelendiğini, onların Nazizmin dehşetinden kurtulmalarına nasıl yardımcı olabileceğini düşündüğünü söylüyor.

Oysa Arendt'in kendisi de bir mülteciydi.

1951'de Amerikan vatandaşlığını elde edene kadar 18 yıl boyunca vatansız bir mülteci olarak yaşadı.

1943'te yayımlanan "Biz mülteciler" başlıklı makalesine şöyle başlıyordu:

"Her şeyden önce bize 'mülteci' denmesini sevmiyoruz. 'Birbirimize 'göçmenler' ya da 'yeni gelenler' diyoruz."

"Görünen o ki kimse çağdaş tarihin yeni bir insan sınıfı yarattığını bilmek istemiyor: düşmanları tarafından toplama kamplarına, dostları tarafından da enterne kamplarına konulan bir sınıf."

Siyasetin yok edilmesi

Aynı yıl 20. yüzyılı anlamak adına en önemli eserler arasında görülen "Totalitarizmin Kökenleri" kitabını yayımladı.

"Radikal kötülük" olarak tarif ettiği totalitarizm için "geçmişteki tiranlıklar ve despotluklar ne kadar zalim olursa olsun, tarihte emsali olmayan bir tür şiddet ve hakimiyet çeşidi" diyordu.

Joseph Stalin bir podyumda mikrofona konuşurken.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Arendt, totalitarizmin tarihsel gelişimini inceledi. Ele aldığı vakalardan biri de Jopsef Stalin oldu.

Arendt, bu yönetimin çok farklı iki vakada, Nazi totaliterliğinde ve Sovyetler Birliği'ndeki Stalinizm'de görüldüğünü savundu.

Birules'e göre totalitarizmi anlattığı kitabı siyasetin "mutlak ve ilan edilmiş bir şekilde yok edilmesinden oluşan yeni bir rejimin röntgeniydi."

Serran, Arendt için "Hep tanık olduklarını anlama arzusuyla motive olan bir filozoftu" diyor:

"Medeni ve siyasi birlikte yaşamın tahrip edilmesiyle yüzleşti. İlk Almanya'da daha sonra da Avrupa'da."

Tarihi dava

Birmingham Üniversitesi İngiliz Edebiyatı bölümünden Profesör Lyndsey Stonebridge, Arendt'in toplama kamplarında neler yaşandığını ilk fark edenlerden biri olduğunu söylüyor.

Arendt, 1940'lardaki Nürnberg yargılamalarını gördüğünde dehşete kapılmıştı.

1960'ta Hitler'in lojistik dehası olarak görülen Adelf Eichmann, Arjantin'de yakalanmış ve savaş suçları ile insanlığa karşı suçlara katılımı nedeniyle yargılanmak üzere Kudüs'e götürülmüştü.

The New Yorker dergisi Arendt'i 1961'de görülen davayı izlemesi için görevlendirmişti.

Arendt burada zanlıyı, kurşun geçirmez bir cam küpün içinde görmüştü.

Adolf Eichmann, takım elbise ve kravat giymiş halde, iki muhafız eşliğinde, camla korunan bir hücrenin içinde.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Arendt, Adolf Eichmann'ın davasını gazeteci olarak takip etmek üzere Kudüs'e gönderildi.

Stonebridge, Arendt'in "ufak tefek, oldukça gösterişli, klişelerle konuşan, kendini beğenmiş ve nerede olduğunu ve kimden bahsettiğini düşünmekten tamamen aciz bir adam" ile karşılaştığını söylüyor:

"Eichmann sıradandı ama bu kötü olmadığı anlamına gelmiyordu, kesinlikle kötüydü."

Arendt "Bu kötülük, bu renk vermeyen kötülük kültürümüze sinsice girdi ve bir mantar gibi yayılıyor" demişti.

'Kötülüğün sıradanlığı'

Şubat 1963'te "Eichmann Kudüs'te – Adolf Eichmann ve kötülüğün sıradanlığı" yayımlandı.

Arendt'in yazdıkları bazı kesimlerde rahatsızlık yaratmıştı.

Birules, sıradanlık kelimesinin başlıkta ve "eleştirilerin iyice arttığı bir dönemde eklediği son sözde yer aldığını" belirtiyor.

Ancak yine de bu kitap Arendt'in çok sayıda dostunu kaybetmesine ve görüş ayrılıklarına yol açtı.

Mahkeme salonunun genel görünümü; Eichmann'ı cam hücresinde, hakimleri ve diğer üyeleri gösteriyor.

Kaynak, Keystone-France/Gamma-Rapho via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Başsavcı Gideon Hausner, Eichmann yargılandığı sırada, "Şu anda karşınızda dururken yalnız değilim. Şu anda burada benimle birlikte altı milyon davacı var" demişti.

Arendt'in yaptığı Eichmann'ı düşünmekten ve yaptıklarını değerlendirebilmekten aciz, tepkisiz bir birey olarak karakterize etmekti.

Birules "Eichmann tamamen normal bir adamdı, bir psikopat değil mükemmel bir 20. yüzyıl aile babasıydı. Ailesine bakan ve işini iyi yapan ama yaptığı işi hiç sorgulamayan biri" diyor.

"Nazi rejiminde yer alan geniş kesimlerin tamamen normal insanlar oldukları fikri, bazılarına onları akladığını düşündüren bir fikirdi."

"Diğer yandan, dikkatli düşünürseniz, çok az psikopat ve çok sayıda normal insan olduğu için bunun daha korkunç olduğunu söyleyebilirsiniz. [Arendt] buna kötülüğün sıradanlığı diyordu."

Eichmann, 1962'de yazdığı bir mektupta onun gibi insanların "liderlerin elindeki enstrümanlar olarak hizmet etmeye zorlandığını" ve suçlu hissetmediğini söylemişti.

Ancak Birules daha sonra ortaya çıkan bazı belgeler olduğunu hatırlatıyor:

"Jüri üyelerinin, savcıların, duruşmalarda bulunanların ve Arendt'in şu anda okuyabildiklerimizi bilmediklerini hatırlamak gerekiyor."

Birules'in kastettiği belgeler "Eichmann'ın hakiki bir Yahudi karşıtı olduğunu ve bu nedenle Arendt'in Eichmann hakkında yanıldığını" gösteriyordu.

Ancak Birules uyarıyor:

"Buna karşın, bu belgeler üzerine bu kadar ciddi çalışmalar yapmış birinin haklı bir şekilde işaret edeceği gibi, Nazi aygıtının parçası olan ve onunla suç ortaklığı yapan çok sayıda sıradan insan olmasaydı, Eichmann bu kadar ikna edici olmazdı."

'Sadece emirlere uyarak da kötülük yapmak mümkün'

Birules, 1979-2020 arasında Barcelona Üniversitesi Teori, Cinsiyet ve Cinsellik Araştırma Merkezi'nde felsefe dersleri verdi.

"Vasiyetsiz bir Miras: Hannah Arendt" kitabı gibi birkaç yayını, Alman filozof üzerine odaklanıyor.

Gözlük takan ve kahverengi bir ceket giyen Josefina Birulés, halka açık bir sunumda otururken.

Kaynak, Paco Freire/SOPA Images/LightRocket vía Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Arendt'in çalışmalarının önde gelen uzmanlarından Birules'e göre, Arendt için insanın kısıtlılığı doğumla belirleniyor.

Uzman, Arendt'in kötülüğün sıradanlığıyla ne demek istediğini anlayabilmemiz için bizi şu soruyu sormaya davet ediyor:

"Eichmann'ı, örneğin Shakespeare'in bazı eserlerinde gördüğümüz böylesine kötü ve alçak karakterlerden ayıran nedir?"

"Arendt şunu söylüyor: Görünüşte kötülük yapmaya niyeti olmayan insanları nasıl yargılarsınız?"

"Kötülük yapmaya ve çevrelerine kötülük yaymaya açıkça muktedir olan insanları, kanuna aykırı davranmadan veya kanuna uyarak bunu yaptıkları halde nasıl suçlayabilirsiniz?"

Arendt'in gündeme getirdiği sorular, bu tür insanları yeni bir tür suçlu gibi değerlendiren yeni bir adalet sisteminin nasıl oluşturulacağını sorguluyor.

Birules için, kötülüğün sıradanlığı konsepti, kötülüğün kötü niyetlerle ilgili olduğu yönündeki geleneksel düşünceye meydan okudu:

"Arendt'in yaptığı, 20. yüzyılda kötü bir şey yapma niyeti olmadan, sadece emirlere uyarak ve kendi ailesine çok iyi bakarak da kötülük yapmanın mümkün olduğunu göstermek."

'Gri insanlar'

Serrano, Eicmann üzerine yazdığı kitabın, Arendt'in isminin akademik çevreleri aşıp medyada önemli hale gelmesini sağladığını vurguluyor:

"Bu çalışmanın özünde aktardığı şey, Avrupa'daki Yahudi nüfusunun yok edilmesi gibi karmaşık, yaygın ve kötü organize edilmiş bir girişim için her şeyden önce, sorgusuz sualsiz işbirliği yapmayı kabul eden ve bu işbirliğinin vicdan azabı yaratmadığı sıradan insanların gerekli olması."

"Bence kötülüğün sıradanlığı şöyle bir profil: Tam anlamıyla fanatik veya sadist olmayan, onun deyimiyle patronlarını öldürme gücü bulunmayan, ancak milyonlarca masum insanı yok etme görevinde vazgeçilmez olan gri adamlar."

"Arendt'in katkısı, yaşananları, sonraki olayları ve belki de günümüzdeki olayları anlamak açısından çok önemli. Bu katkı, sıradan insanlara cezasızlık garantisi verilirse, örgütlü şiddetin her türlü sürecine uyum sağlayıp bunu normalmiş gibi yaşayacakları tezi."

Siyah üniformalı ve çizmeli askerler, üzerlerinde gamalı haç bulunan pankartlar taşıyarak yürüyorlar.

Kaynak, Keystone-France/Gamma-Rapho via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, 1939'da Berlin'de yapılan bir Nazi geçit töreni.

Araştırmacı, tartışmanın bir Nazi yarbayı olan Eichmann'ın bu profile uyduğunun söylenmesiyle başladığını hatırlatıyor. Ancak Arendt'in argümanına göre önemli olan binlerce kişinin bu profile uymasıydı:

"Kötülüğün radikal olduğunu ve faillerinden bazılarının da kötülüğün sıradanlığı profiline uyduğunu söylemenin birbiriyle çeliştiğini düşünmüyorum."

Filozof için, totaliter bir rejimin ne olduğunu ve nasıl işlediğini analiz ederken bunu çok önemli bir tamamlayıcı olarak görmek gerekiyor.

"Tüm Nazi lider kadrosunun bu profile uyduğunu söylemiyor. Tam tersine söylediği şu: Bu organize yıkım girişimi için, sorgulamayan ve aslında kötü insanlar olmayan kişilere teknisyenlere, yöneticilere, avukatlara ve daha birçoklarına- ihtiyaç duyuluyor."

Mirası hâlâ yaşıyor

Serrano için Arendt'in düşünme biçimi "hala yaşıyor."

"Eserlerinin çok özgün bir yönü, insanların aslında eyleme geçmeye, ortak işlere katılmaya, yani onun 'dünyaya özen gösterme' diye adlandırdığı şeye çağrıldıkları gerçeğine yoğunlaşması."

Filozof işte burada Arendt'i bir umut ve hatta iyimserlik kaynağı olarak görüyor:

"O hep siyasetin sadece kendisinin yönlendirebileceği bir vaadi bulunduğunu, bu vaadin de dünyaya sahip çıkma vaadi olduğunu ve tüm insanları ilgilendirdiğini, bir gruba, bir grup politikacıya devredilemeyeceğini savundu.

"Özgürlüğün, başkalarıyla birlikte, başkalarının arasında, sınırlamalar, koşullar ve zorluklarla dolu bir ortamda hareket ederek yaşandığını ve işte tam da burada ortaya çıktığını söyledi."

Bluz giyen ve kolye takan Hannah Arendt, başını aşağıya eğip elini saçlarına götürüyor. Elinde bir sigara tutuyor.

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Arendt'in eserlerinden alıntılar internette kolayca bulunabiliyor. Hatta bazı alıntıları ve yüzünün yer aldığı tişörtler ve fincanlar bile var.

Serrano Ardent'in sol tarafından muhafazakar olarak algılanmaya devam ederken, muhafazakarlar veya sağ görüşlüler tarafından da fazla ileri, ilerici görüldüğünü söylüyor.

"Liberaller de sosyalistler de onu kendilerinden görmüyor. Partiler üstü bir düşünür."

Birules, Arendt'in en önemli miraslarından birinin, ilkelerden yola çıkarak değil, başımıza gelenleri anlamaya yönelik düşünmemiz gerektiği fikri olduğunu savunuyor.

"Onlarla birlikte olmak istemediğimizi bilmek için 'bunlar tiran' demek yeterli değil. İçinde bulunduğumuz durumu anlamamız gerekiyor. "

'Her bir doğum yeni bir başlangıç'

Bu kadar çok acı deneyimin ortasında ve bu kadar karanlık bir dönemde Arendt doğumdan ve doğumun getirdiği yeniliklerden söz etti.

Buriles, felsefenin geleneksel olarak insanın sınırlılığını, ölümlü imajına dayandırarak anladığını vurguluyor.

Fakat Arendt bunun tam tersi olduğunu söylüyor. İnsanın sınırlılığını doğum oranı belirliyor.

Liverpool Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı Michael Hauskeller "İnsanlık Durumu" kitabında Arendt'in doğmuş olmamız gerçeğini kutladığını vurguluyor.

Akademisyene göre Arendt her bir yeni insanın dünyaya gelişiyle, gerçekten yeni bir şey yaşanabileceğini, çünkü her bir insanın müstesna olduğundan söz ediyor.

Heuskeller BBC'ye yazdığı bir makalede "Yani her bir doğum potansiyel olarak yeni bir başlangıç ve dünyayı değiştirebilecek başka yeni başlangıçlar için yeni bir fırsat" diyor.

"İnsan türü olarak yaptığımız her şeyi ve hataları tekrarlamaya mahkum değiliz" diye ekliyor.

'Hep köşeleri aydınlatıyor'

Birules, Arendt'in mutlak kaderciliğe ve iyimserliğe şiddetle karşı olduğunu, deneyimlerden yola çıkarak düşünmekle ilgilendiğini belirtiyor.

"Arendt'i ilk okuduğunuzda şaşırtıcı gelir. Artık daha tanınmış olmasına rağmen şaşırtıcı olmaya devam ediyor.

"Hep bizim bakmadığımız yerlere bakıyor. Yani, biz radikal kötülükten bahsediyorsak, o kötülüğün sıradanlığından behsediyor; biz ölümlülükten bahsediyorsak, o doğumdan bahseder.

"Onunla aynı fikirde olmak gerekmez çünkü bazen bunu yapmak zor olabiliyor, ancak bizi sahip olduğumuz kavramları yeniden düşünmeye zorluyor."

Ya da Arendt'in bir arkadaşının dediği gibi: "O hep köşeleri aydınlatıyor."