Kobani Olayları: 6-8 Ekim 2014'te ve sonrasında neler yaşandı?

Kobani eylemleri

Kaynak, Getty Images

    • Yazan, Hatice Kamer
    • Unvan, Diyarbakır
  • Okuma süresi: 8 dk

* Bu haber BBC Türkçe'de ilk kez 25 Eylül 2020'de yayımlandı.

IŞİD’in Eylül-Ekim 2014'te Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin yoğun yaşadığı Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye'nin farklı şehirlerinde "Kobani'ye destek" adıyla başlatılan eylemlerle ilgili açılan davada birçok siyasetçiye ağır cezalar verildi.

2014’teki olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüşmüştü.

Kamuoyunda "Kobani" veya "6-8 Ekim olayları" olarak bilinen protesto ve şiddet olaylarıyla ilgili 18'i tutuklu olmak üzere toplam 108 kişinin yargılandığı dava 26 Nisan 2021’de başladı.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) o tarihteki eş başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş'ın da aralarında olduğu 108 siyasetçi, "halkı sokağa döktükleri" iddiasıyla "Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bölmek" suçlamasıyla yargılandılar.

15 Mayıs 2024’te sona eren davada HDP'nin eski eş genel başkanlarından Selahattin Demirtaş çeşitli suçlardan 42 yıl; Figen Yüksekdağ ise 30 yıl 3 ay hapis cezası aldı. İki siyasetçi için de tutukluluğun devamına karar verildi.

Tutuklu yargılanan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli'nin ise tahliyesine karar verildi.

Yetkililere göre 2014’te 35 il ve 96 ilçede yaşanan olaylarda 37 kişi yaşamını yitirdi, 326'sı güvenlik görevlisi 761 kişi de yaralandı.

İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu.

Kobani olayları

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Diyarbakır'da Kobani gösterileri, 7 Ekim 2014

Kobani Olayları'na giden süreç nasıl başladı?

Suriye'de başlayan iç savaş sonrasında, 2013'te ülkenin kuzeyinde hızlı bir şekilde güç kazanan Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD), Eylül 2014'te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı ve Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) kontrolündeki köylere saldırmaya başladı; Aralık ayına kadar en az 350 köyü ele geçirdi.

Saldırılardan kaçan 150 bini aşkın Kobani sakini, sınırın karşı tarafındaki Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

Türkiye'de bu dönemde, kamuoyunda "çözüm süreci" olarak bilinen süreç devam ediyordu.

Suriye'nin kuzeyinde ise Kürtler tarafından Rojava olarak bilinen bölgede Afrin, Kobani ve Cezire kantonları adı altında özerk yönetimler oluşturulmuş, PYD ile onun silahlı kanadı olan ve Türkiye'nin "terör örgütü" olarak kabul ettiği Halk Koruma Birlikleri (YPG) bu bölgelerde IŞİD'e karşı savaşıyordu.

IŞİD, Ekim ayında Kobani'de ciddi bir ilerleme kaydetmeye başlayınca, Türkiye'nin farklı kentlerinde "Kobani'ye destek" eylemleri başladı.

HDP yetkilileri krizin başından itibaren Türk yetkilerle çeşitli görüşmelerde bulundu.

HDP'lilerin en önemli taleplerinden biri, Suriye'nin kuzeyindeki diğer bölgeler ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani'ye bir koridor açılmasıydı.

Ardından, önemli bir kısmı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki kentlerde olmak üzere Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

IŞİD saldırılarının yoğunlaşması üzerine, PYD’nin silahlı kanadı olan YPG’ye destek gitmemesi halinde Kobani'nin IŞİD tarafından ele geçirilmesi tehdidine karşı 4 Ekim'de PYD Eş Başkanı Salih Müslim, diğer Kürt kantonlarındaki silahların Kobani'ye Türkiye toprakları üzerinden aktarılması için koridor açması talebinde bulundu.

6 Ekim 2014'te HDP Genel Merkezi, Kobani'yle ilgili olarak Twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı. Bu çağrılar, üç yıl devam eden Kobani Davası iddianamesinin temel dayanağı olacaktı.

Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında üç gün sürecek kitlesel sokak eylemleri başladı.

Kobani olayları

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Kobani'ye IŞİD saldırılarının yoğunlaştığı Ekim başında Türk askerleri Şanlıurfa'nın Suriye sınırındaki Suruç bölgesine giderken

Bu arada Batılı ülkelerin Kobani'ye hava operasyonu da gündemdeydi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim'de Gaziantep'te yaptığı konuşmada, Batılı ülkelere seslenerek IŞİD'e karşı mücadelenin havadan bombardımanla çözülemeyeceğini söyledi.

Erdoğan, "Yerde, kara harekâtı ifa edenlerle işbirliği kurulmadıkça hava harekatıyla bu iş bitmez. İşte aylar geçti, herhangi bir netice yok. Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de düştü düşüyor" dedi.

Bu açıklamaya HDP'den tepki geldi.

8 Ekim'e gelindiğinde gösterilerde şiddet olayları arttı, Muş, Diyarbakır Batman, Siirt, Van, Gaziantep, İstanbul gibi kentlerde eylemler ölümle sonuçlandı.

Olaylarda hem güvenlik güçleriyle göstericiler hem de bazı yerlerde göstericilerle onlara karşı çıkanlar arasında çatışmalar yaşandı.

Güvenlik güçlerinin yer yer gerçek mermi de kullanarak müdahale ettiği; göstericilerin ise taş, sopa, molotof kokteyli ve havai fişek kullandığı bildirildi.

Bazı kentlerde eylemcilerle Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) yanlıları arasında çatışmalar yaşandığı ifade edildi. Kobani Davası iddianamesinde adı sık sık geçen HÜDA PAR’lı Yasin Börü, bu olaylar sırasında Diyarbakır’da öldürüldü.

Selahattin Demirtaş, 9 Ekim'de Diyarbakır'da bir basın açıklaması yaptı ve protestoları savunurken şiddet olaylarını eleştirdi, bunların durması için çağrı yaptı ve tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan'ın da kendilerine ulaşan mektubunda bunu belirttiğini söyledi.

9 Ekim'de olaylar sona erdi.

Birçok uzmana göre "çözüm süreci" Kobani Olayları'nda yara aldı. Bununla birlikte süreç devam etti.

Türkiye, 20 Ekim 2014'te IKBY'ye bağlı Peşmerge güçlerinin destek amacıyla Türkiye üzerinden Kobani'ye geçmesine izin verdi.

28 Şubat 2015'te HDP heyeti ile hükümet yetkililer, Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde yaptıkları görüşmenin ardından kamuoyuyla 10 maddelik bir deklarasyon paylaştı. Ancak 2015 yaz aylarında çözüm süreci sona erecekti.

Kobani olayları

Kaynak, Getty Images

6 yıl sonra başlayan dava

Kobani olaylarıyla ilgili ilk soruşturma 2014 yılında başlatıldı.

İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP'yi suçladı.

HDP Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticileri hakkında suç duyuruları yapıldı. İfade veren HDP'li siyasetçi ve MYK üyeleri savcılıklarda ifade verdiler.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o tarihte milletvekili olanlar ile olmayan MYK üyeleri hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Başlayan soruşturmalar nedeniyle HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri hakkında fezleke hazırlandı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının gündeme gelmesi de bu olaylardan sonra başladı ve 20 Mayıs 2016'da Meclis'te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı.

Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016'da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP'nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP'li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020'de 17 HDP'li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

Sanıklar arasında, HDP'nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi'nde bulunan Figen Yüksekdağ’ın yanı sıra, daha sonra serbest bırakılan Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydınörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021'de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

26 Nisan'da Sincan Cezaevi Kampüsü'nde başlayan davada 20'si tutuklu 108 HDP'li siyasetçi yargılandı.

Kobani dava dosyası 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile 324 klasör delil ve eklerinden oluştu. 2 bin 676 mağdur müştekinin bulunduğu iddianamede sanıkların 29 ayrı suçlamayla 38'er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680'er yıl hapsi istendi.

"Adam öldürme", "yağma", "kamu görevlisini silahla yaralama", "bayrak yakma", "devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma" yöneltilen suçlamalardan bazıları.

Demirtaş ve Yüksekdağ

Kaynak, Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Dönemin HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ

Demirtaş’ın savunmasında neler öne çıktı?

Kobani Davası için, Demirtaş’ın milletvekiliyken hakkında hazırlanan 42 fezleke de dava dosyasına eklendi.

108 sanıklı Kobani Davası, olaylardan altı yıl sonra, Nisan 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı.

Sincan Ceza ve İnfaz Kurumları Kampüsü'nde yapılan ve gergin geçen ilk duruşmada avukatların çoğu pandemi koşulları gerekçesiyle salona alınmamış, sanıklar reddi hakim talebinde bulunmuştu.

18 Mayıs tarihinde görülen oturumda savunma yapan Selahattin Demirtaş, hakim koltuğunda Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun oturduğunu ve yaşananların siyasi bir kumpas olduğunu savundu.

Demirtaş’ın ilerleyen tarihlerde 25 Aralık 2023’te yaptığı savunma ise iki hafta sürdü. Savunması sırasında 31 Aralık'ta babası Tahir Demirtaş’ı kaybetti, buna rağmen hem cenazeye katılma talebinde bulunmadı hem de babasına adadığı savunmasını ara vermeden sürdürdü.

Selahattin Demirtaş, başından itibaren Kobani Davasını “Siyasi kumpas davası” olarak niteledi ve kendisiyle beraber yargılanan tüm siyasetçilerin “siyasi rehine” olduğunu savundu.

Demirtaş’ın savunması, dosyaya eklenen 42 fezlekede ileri sürülen suçlamaların çoğuna yanıt şeklinde devam etti.

Daha sonra kitap olarak da basılan onlarca sayfalık savunmasında Demirtaş, Kürt sorununun temel nedenlerini irdeledi, tarihsel boyutunu anlattı; çözüm sürecine, İmralı görüşmelerine, Kandil ziyaretlerine, sürecin nasıl bozulduğuna değindi ve Kürt sorununun çözümü için önerilerde bulundu.

Demirtaş savunmasında sık sık "Kürdistan" ifadesini kullandı. "Bir Kürde Türk demenin de Kürt sorunu olduğunu" belirten Demirtaş şöyle devam etti:

"Birçok arkadaş diyor ki Demirtaş 'Kürt ve Kürdistan' demeye başladı. 'Kürt ve Kürdistan' dediğim için yargılanıyorum. 20 yıla yakındır siyasetten geliyorum. Kürtler ve Kürdistan ile yaptığım konuşmalar suçlama konusu yapılmış. Soma'yla ilgili de konuştum. Neden dava açılmadı? Çünkü konuşmamın içeriğinde Kürt yok."

Selahattin Demirtaş, Kobani Davasında yargılananlar şahsında "Kürt ve Kürdistan gerçeğinin mahkum edilmek istendiğini" öne sürdü ve şöyle devam etti:

“Ben Kürdüm, anavatanım Kürdistan’dır, her iki kimliğim onurdur, kimse bu değerleri yargılayamaz."

Demokrasi Partisi (DEP) üyelerinin yargılanma sürecinde de benzer şeyler yaşadıklarını söyleyen Demirtaş, başka bir perspektifle Türkiye’nin sorunlarının çözümü için omuzlarına yük aldıklarını ama aynı akıbeti yaşadıklarını söyledi.

‘’Aradan onca yıl geçti ama aynı şeyleri yaşıyoruz. Bizler dilimizden, kültürümüzden vazgeçemeyiz, vazgeçmesi gereken bu hataları yapanlardır" diye konuştu.

AİHM kararına rağmen Demirtaş tahliye edilmedi

Selahattin Demirtaş hakkında, çeşitli tarihlerdeki farklı konuşmalarıyla ilgili 122 adet fezleke hazırlandı, bunlardan 42’si ana dava dosyasında toplandı.

Konuşmalarıyla ilgili çeşitli suçlamalarla açılan davaların bir kısmı düştü veya beraatla sonuçlandı, bir kısmı ise birleştirildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 20 Kasım 2018'de Demirtaş'ın siyasi nedenlerle tutuklu olduğunu ve derhal serbest bırakılması gerektiğini açıkladı.

Bir gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AİHM'nin kararı bizi bağlamaz" dedi.

7 Aralık 2018'de ise ana dava dışında Demirtaş'a bir konuşması nedeniyle verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezası, İstanbul'daki bir mahkeme tarafından onanarak kesinleşti.

Demirtaş, ana dava dosyasından tutukluyken bu dosyadan hükümlü hale geldi.

AİHM kararı, tarafların itirazı üzerine AİHM Büyük Dairesi'ne taşındı.

18 Eylül 2019'da Büyük Daire'deki duruşmada Türkiye, Demirtaş'ın "bir başka suçtan hükümlü olduğunu" belirtti.

Bunun üzerine avukatları, Demirtaş'ın hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu bu aşamada, tutuklu kaldığı sürenin, hükümlü olduğu ceza süresinden mahsup edilmesi için başvuru yaptı.

Ankara'da ana davanın görüldüğü duruşmada hakkında tahliye kararı verilen Demirtaş, 20 Eylül 2019'da Kobani soruşturması kapsamında ikinci kez tutuklandı.

Bu dönemde mahsup talebi kabul edildi, Demirtaş'ın hükümlülüğü ortadan kalktı ve tahliye edildi ancak bu kez Kobani soruşturması nedeniyle tutuklanmış olduğu için cezaevinde kalmaya devam etti.

Bu arada AİHM, Demirtaş hakkında 20 Eylül 2019'da verilen ikinci tutukluluk kararıyla ilgili Türkiye'den savunma istedi.