TBMM çalışanı Saliha Akkaş'ın eşi tarafından öldürülmesiyle ilgili yakınları neler anlattı?

Kaynak, X / @SemaSilkin
- Yazan, Ayşe Sayın
- Unvan, Ankara
- Okuma süresi: 4 dk
Türkiye Büyük Millet Meclisi Halkla İlişkiler Binası'nın giriş merdivenleri Çarşamba günü sessiz bir protestoya ve saygı duruşuna tanıklık etti.
Protestonun nedeni çok bilindik, her gün ekranlarda, sosyal medyada veya yakın çevrede duyulan erkek şiddeti: Bu kez eşi tarafından öldürülen kadın TBMM çalışanıydı.
Saliha Ozan Akkaş, TBMM Halkla İlişkiler Binası'nda çay ocağı personeliydi.
Hemen her gün kadına şiddetin tartışıldığı, araştırıldığı, yasalar çıkarıldığı TBMM çatısı altında çalışan Saliha Ozan Akkaş, hakkında uzaklaştırma kararı olan ve artık soyadını kullanmadığı, boşanma aşamasındaki eşi Salih Akkaş tarafından defalarca bıçaklanarak öldürüldü.
Bu sırada kadına şiddetin nedenlerini araştıran bir komisyon TBMM'de çalışmaya devam ediyordu.
Salih Akkaş, Saliha'yı bıçakladıktan sonra kendisini öldürdü.
Arkadaşlarının anlatımına göre biri üniversite, biri lise mezunu iki oğlu olan Saliha Ozan, çok yakın arkadaşlarına, üç yıldır boşanma mücadelesi verdiğini anlatıyordu.
Yine arkadaşlarının anlatımına göre eşi hemen her gün telefonuna "silah" fotoğrafları da olan tehdit mesajları gönderiyordu. Saliha Ozan, arkadaşlarına bu durumu "sabah tehdit edip, akşam özür dileyerek boşanmadan vazgeçirmeye çalışıyor" diyerek anlatıyordu.
Salih Akkaş'ın önce anlaşmalı boşanmaya rıza gösterdiği ancak daha sonra vazgeçtiği belirtiliyor.
Saliha Ozan, Salih Akkaş'tan ayrılarak Meclis yakınında bir ev tutmuştu. Akkaş'ın konuşma bahanesiyle eve geldiği, bina kentsel dönüşüm kapsamında olduğu için inşaat sesleri arasında komşulara sesini duyuramadığı, Akkaş'ın kendisini defalarca bıçaklamasının ardından yaralı halde balkona çıkarak çevreden yardım istediği belirtiliyor.
Saliha Ozan olayın ardından ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.
Uzaklaştırmayı ihlal etti, hapis cezası para cezasına çevrildi

Yakın çevresinin anlatımına göre Salih Akkaş, uzaklaştırma kararını ihlâl ettiği için 3 gün hapis cezası aldı. Bu ceza para cezasına çevrildikten sonra "Saliha'yı taciz etmeye devam etti."
Onu tanıyan Meclis çalışanları, "Tek düşündüğü çocuklarıydı, oğlunun yurt işi için epey uğraştı, eşiyle sorunluydu ama bunu sadece en yakınlarına anlatırdı" diye anlatıyor.
Saliha Ozan, kaldırıldığı hastanede iki kez ameliyata alındı, bu esnada kendisine 50 ünite kan verildi ancak kurtarılamadı.
Salih Akkaş ise saldırının ardından kendisini öldürdü.
Milletvekilleri de anmaya katıldı: Destek hizmetleri personeline izin verilmedi
Cinayetin ardından TBMM çalışanları ve milletvekilleri, Halkla İlişkiler Binası'nın merdivenlerinde oturma eylemi düzenledi.
"Erkek şiddetine karşı mücadeleye çağırıyoruz" açıklamasıyla yapılan bir dakikalık sessiz eyleme CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, CHP Milletvekili Semra Dinçer, DEM Parti Milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Yılmaz Hun ve Sevilay Çelenk de katıldı.
Milletvekilleri sessiz anma eylemi sonrasında açıklama yaparak cinayeti kınadı, kadın cinayetlerinin önlenememesine tepki gösterdi.
"Meclis çalışanımız Saliha'yı bile koruyamadık" sözleriyle cinayete tepki gösteren CHP Milletvekili Semra Dinçer, muhalefet olarak "defalarca yaptıkları uyarılara karşın önlemlerin yetersizliğine" dikkat çekti:
"Biz daha önce Meclis'te kefen açtığımız zaman bakana dedik ki; 'Meclis'ten bakanlığa kefenleri uç uca eklesek yol olur.' Bugün bir kefeni de Meclis'ten çıkardık. Ama iktidarın bu yönde hiçbir çalışması yok. Saliha 6284 sayılı kanuna göre yardım istemiş olmasına rağmen, mahkemeye bütün delilleri sunmuş olmasına rağmen onu da koruyamadık."
Dinçer, Ozan'ın da personeli olduğu Meclis Destek Hizmetleri birimi çalışanlarının bir dakikalık saygı duruşuna katılmalarına izin verilmediğini savundu; bunun "bir başka ayıp" olduğunu söyledi.

'Koruma kararı varsa ve kadın hâlâ ölebiliyorsa, sistem iflas etmiştir'
TBMM'de kadına yönelik şiddetin nedenleri ve alınması gereken önlemlere ilişkin geçmiş yıllarda araştırma komisyonları kuruldu, halen de bu konuda kurulmuş ve çalışmalarını sürdüren bir komisyon bulunuyor.
Rapor yazma aşamasına gelen komisyonun DEVA Partili Üyesi ve aynı zamanda TBMM Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesi Elif Esen de "kadınların hayatın her alanında şiddetin hedefi olduğuna" dikkat çekti.
BBC Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Esen, Aile ve Sosyal Hizmetler ile Sağlık, Milli Eğitim ve İçişleri Bakanlığı'nın koordineli olarak mahalle bazlı çalışma yürütmesi ve sosyal hizmet görevlileri aracılığıyla riskli kadınları veya aileleri tespit etmesi gerektiğini söyledi.
Bir risk haritası çıkarılarak koruma önlemlerinin buna göre alınması gerektiğini belirten Esen, şu önerilerde bulundu:
"Kadın darp görmüşse, kolluk güçlerine sığınıp hastane raporu çıkarıyor. Bir çocuk derslerine adapte olamıyorsa ya kendisi ya annesi istismara veya hak ihlaline uğruyordur. Ama bu sistem işlemediği için şiddete uğrayan kadın, kolluğa sığınıyor, onlar da hadi evine dön, diyor. Zengin, fakir, işsiz olsun veya TBMM gibi ülkenin en itibarlı kurumunda çalışsın, ayırt etmeden hunharca ilerliyor bu cinayetler."
Kadına şiddetin önlenmesi için bir "seferberliğe" ihtiyaç olduğunu vurgulayan Esen, "Bu seferberlikte de önerimiz, dijitalleşme ile bir alarm sistemi oluşturulması ve bakanlıkların birbirlerini görerek harekete geçmesi. Yani bu bakanlıkların dördünden de alarm geliyorsa, bir sorun var demektir ve harekete geçilmelidir" görüşünü dile getirdi.
Erkek şiddetinin özellikle boşanma aşamasındaki kadınları hedef aldığına işaret eden Esen, infaz sisteminin de kadınları koruyacak şekilde düzenlenmesi gerektiği görüşünde:
"Adamlar çok rahatlıkla, 'öldürdüm, yatar çıkarım' diyor. Kafasında o cezanın kısa ve etkisiz olacağı var. İktidar, koruma kararı alınan kadınların öldürülmesini kendine dert etmeli. Bu cinayetler, sistemin işlemediğinin, iflasının itirafı demektir."
'Cuma hutbelerinde neden kadına şiddet yok'
TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi ve DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk ise İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesinin etkisine dikkat çekti.
İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçilmesinin bile cinayetleri "cesaretlendirici" etkisi olduğunu vurgulayan Çelenk, "Kadınların hayatları hayattan sayılmıyor" dedi.
"Televizyon programları ve dizilerde, kıskançlık veya yerleşik kurala başkaldırdığı gerekçesiyle kadına şiddeti meşrulaştıran anlayışla mücadele edilmesi gerektiğini" belirten Çelenk, Cuma hutbelerinde kadın cinayetlerinden söz edilmemesini eleştirdi.
Çelenk, "Bu ülkede eğer böyle bir Cuma hutbesi ritüeli varsa neden o hutbelerin bir parçası olamıyor kadınlar, kadına şiddet?" sorusunu yöneltti.











