Ortadoğu'daki son savaşta su nasıl yeni bir silah haline geldi?

Bir adamın bir kaptan su içtiği bir görüntü. Arka planda füze saldırısı sonucu yükselen dumanı gösteren ayrı bir görüntü yer alıyor.

Kaynak, BBC and Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, ABD ve İsrail'in İran ile savaşı genişleyip Körfez komşularını içine çektikçe, bazı analistler petrol dışında başka bir hassas kaynağın potansiyel bir fay hattı haline geldiğini söylüyor: Su.
    • Yazan, Nick Ericsson
    • Unvan, BBC Dünya Servisi
  • Okuma süresi 6 dk

Tükenmekte olan doğal kaynakların arka planını oluşturduğu distopik roman ile filmler, İran savaşının yoğunlaşmasıyla birlikte gerçeklikten çok da uzak olmayabilir.

Tahmin edilebileceği gibi, savaş petrol etrafında da şekilleniyor. Petrol, tarihi olarak bu bölgede Batı müdahaleleriyle de ilişkilendirilen bir kaynak.

Ancak genişleyip Körfez komşularını içine çektikçe, bazı analistler başka bir hassas kaynağın potansiyel bir fay hattı haline geldiğine işaret ediyor: Su.

Körfez, küresel yenilenebilir tatlı su kaynaklarının yalnızca %2'sine sahip ve içme suyunu büyük ölçüde deniz suyunu arıtarak elde ediyor. Burada özellikle 1950'lerden itibaren petrol endüstrisinin büyümesinin bölgeye getirdiği baskılar ve bunun sınırlı kaynaklar üzerindeki etkisi de rol oynuyor.

Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'ne göre, Kuveyt'in suyunun %90'ı, Umman'ın %86'sı, Suudi Arabistan'ın %70'i ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) %42'si deniz suyundan arındırma yöntemiyle elde ediliyor.

Umman'daki Çevre, Balıkçılık ve Su Ürünleri Bilim Merkezi'nden Dr. Will Le Quesne, BBC'ye verdiği demeçte, "2021 yılında, Körfez'de suyu tuzdan arındırma tesislerinin toplam üretim hacmi günde 20 milyon metreküpü aştı; bu da günde 8.000 Olimpik yüzme havuzunu doldurmaya eşdeğer" dedi.

1 Mart 2026'da Dubai'de İran'ın düzenlediği bir saldırının ardından limandan yükselen duman bulutunun yanından bir yat geçiyor.

Kaynak, Fadel Senna / AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, Körfez'deki tatlı su kaynakları çok kısıtlı. Bu sebeple doğrudan veya dolaylı herhangi bir darbenin etkisi çok büyük olacaktır.

Bölge genelinde normalde sulama için kullanılan yeraltı suyu rezervlerinin ciddi şekilde azalması nedeniyle, tarım ve gıda üretimi de Körfez'de tuzdan arındırılan suya bağımlı.

Bu bağımlılık, su altyapısını stratejik bir zaaf haline getiriyor ve hem ABD hem de İran bu zaafı kötüye kullanmaya hazır görünüyor.

Analistler, Tahran'ın yaklaşımını "yatay tırmandırma" olarak nitelendiriyor; bu yaklaşım, ABD ve İsrail ile doğrudan çatışmaya girmek yerine, çatışmanın kapsamını genişletmeyi amaçlıyor.

Su altyapısını hedef almak da misilleme olarak çerçevelenmiş olsa da, İran'ın stratejisinin bir parçası gibi görünüyor.

Katar'daki Northwestern Üniversitesi'nden Prof. Marc Owen Jones, "Körfez hükümetleri su altyapısının saldırı altında olduğuna inanırlarsa, bu ülkelerin savaşı sona erdirmek için ABD'ye daha fazla baskı yapma olasılıkları artar" diyor.

Jones'a göre İran'ın saldırılarının amacı "bir panik ortamı yaratmak" ve sivillerin "kalıp kalmayacağını" etkilemek.

Birleşik Arap Emirlikleri İçişleri Bakanlığı tarafından Dubai ve Abu Dabi sakinlerini olası bir İran füze saldırısı konusunda uyaran bir bildirim, 5 Mart 2026'da Dubai'de bir füzenin engellenmesinden kısa bir süre önce bir cep telefonunda gösteriliyor.

Kaynak, Fadel Senna / AFP / Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İran'ın su altyapısını kasıtlı olarak hedef alması şu an için daha sınırlı görünüyor.

Bahreyn, İran'ı doğrudan bir deniz suyu arıtma tesisine saldırmakla suçlarken, İran ise daha önce ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki Keşm Adası'nda bulunan bir su tesisine zarar verdiğini söylüyor.

İran'ın Dubai'deki Cebel Ali limanına düzenlediği saldırıların, dünyanın en büyük tuz arıtma tesislerinden birine yakın bir yere düştüğü de düşünülüyor.

Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Fujairah F1 Bağımsız Su ve Enerji Santrali yakınlarında şüpheli bir yangın çıktığı bildirildi; yetkililer santralin faaliyette olduğunu belirtiyor.

Kuveyt'in Doha Batı tesisinin de dolaylı olarak, yakındaki liman saldırıları veya insansız hava aracı saldırılarından düşen enkaz nedeniyle hasar gördüğü bildiriliyor.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi'nden Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü Başkanı Prof. Kaveh Madani, BBC'ye verdiği demeçte, "[İran için] bu daha çok bir sinyal çekme oyunu" diyor.

İran ayrıca her türlü eylemi, kendisine yönelik saldırılara "haklı" bir yanıt olarak nitelendirdi ve özellikle Bahreyn saldırısını ABD'nin Keşm Adası'na yönelik saldırısına misilleme olarak gösterdi.

Kritik su altyapısına yönelik herhangi bir saldırı, İran'ın kapasitesini ve ABD ve İsrail'in askeri eylemlerine karşılık olarak ne kadar ileri gitmeye hazır olduğunu gösteriyor.

Ancak Madani'ye göre, bu gücün kaynağı Körfez'in kıymetli su kaynaklarına yönelik daha sürekli ve hedefli saldırı tehdidinde yatıyor ve bu, İran'ın gelecekte kesin olarak ne yapacağının bir göstergesi olmak zorunda değil.

Madani, "Su, [tarih boyunca] her zaman tehdit amaçlı bir silah olarak kullanılmıştır" diyor.

Körfezde saldırılar grafiği

Madani, Cenevre Sözleşmesi'nin 45. maddesi nedeniyle Tahran'ın, Körfez'deki tuz arıtma tesislerine yönelik doğrudan saldırılar konusunda ihtiyatlı olduğuna işaret ediyor.

Madani, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'ye ait, "Hukuk, sivil altyapıya saldırmanın yasak olduğunu söylüyor, ancak bunu [İran] başlatmadı" sosyal medya paylaşımını özetleyerek örnek veriyor.

Arakçi, Keşm Adası saldırısını "ciddi sonuçları olan tehlikeli bir adım" ve birçok köyün suya ulaşımını kısıtlayan "açık bir suç" olarak nitelendirdi.

Bu olaylar, arkası gelmese bile, bölgedeki ABD müttefiki devletlerin su güvenliği konusunda ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor. Benzer şekilde su sıkıntısı içinde olsa da Madani, İran'ın su kaynaklarının Körfez'deki, komşularına göre daha çeşitli olduğunu ve bu nedenle tuzdan arındırmaya daha az bağımlı olduğuna işaret ediyor.

Bununla birlikte, diğer gözlemciler, İran'ın Körfez'deki kritik su altyapısına yönelik herhangi bir saldırısının, kendine yönelik misilleme saldırılarına yol açabileceğini söylüyor.

Tüm bunlarla birlikte İran bir süredir "mutlak su kıtlığı" noktasına yaklaşıyor. Enerji Bakanı Abbas Aliabadi, düşük yağış miktarı, "başkentin yüzyıllık su altyapısından kaynaklanan su sızıntıları" ve geçen yıl İsrail ile yaşanan 12 günlük savaşın, su kıtlığına katkıda bulunduğunu söyledi.

İran Ulusal İklim ve Kuraklık Krizi Yönetim Merkezi'nden Ahmed Vazifeh'e göre, ülke genelindeki barajlar zaten "endişe verici bir durumda" bulnuyor.

Başlıca yeraltı su kaynakları aşırı derecede kullanılıyor, Zayandeh Rud gibi nehirlerin su seviyesi düşüyor ve Urmiye Gölü önemli ölçüde küçülüyor.

Fred Pearce gibi çevrecilere göre, on yıllarca süren baraj inşaatı, su yoğun tarım ve kötü yönetim durumu daha da kötüleştirdi.

Bazı bölgelerde yeraltı suyu çıkarımı ciddi toprak çökmelerine de neden oldu.

Yetkililer, Tahran'ın bir gün kısıtlı dağıtım veya kısmi tahliye ile karşı karşıya kalabileceği konusunda bile uyarıda bulundu.

Bir adam, 2025 yılının başlarında, İran'ın tarihi İsfahan kentinde, Zayandeh Rud nehrinin kurumuş kıyısında dururken cep telefonunu kullanıyor

Kaynak, Morteza Nikoubazl/NurPhoto via Getty Images

Fotoğraf altı yazısı, İran, ABD ve İsrail ile mevcut savaştan önce bile şiddetli kuraklıkla karşı karşıyaydı.

Bazı araştırmacılara göre bu, İran'ın iç istikrarını ve ekonomik direncini etkileyen hem çevresel hem de ulusal güvenlik tehdidi ile savaş hali durumu daha da kötüleştirdi.

Savaştan önce, su kıtlığı İran'da iç karışıklığa yol açmış, Huzistan, İsfahan ve diğer yerlerdeki protestolar, yaşam maliyeti ve siyasi ortamla ilgili daha geniş şikayetlerle birleşmişti.

İran'ın su sorunları, bölgesel gerilimlerle de kesişiyor.

Ülkenin Afganistan ile Helmand Nehri, Türkiye ile Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki barajlar ve Irak ile ortak su yolları konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlıkları bulunuyor.

Analistler, savaşın Ortadoğu'nun su sistemlerinin ne kadar kırılgan hale geldiğini ve bunun çatışmanın yönünü ve süresini nasıl etkileyebileceğini ortaya koyduğunu söylüyor.

Çevresel baskılar, petrol ve doğalgaz rezervleri gibi faktörlere ek olarak, gerilimin tırmanma riskini artırıyor.

Bölgede gelecekteki çatışmalar yalnızca boru hatları ve tankerlerle değil, nehirler, yeraltı su kaynakları ve tuzdan arındırma tesisleriyle de belirlenebilir.

Su, bu çatışmada ve gelecekte, petrolden daha yoğun bir hale gelebilir.

BBC Farsça servisinin katkılarıyla hazırlandı.